İzmir Duygusal Yeme Danışmanlığı: Yeme Davranışını Anlamak
Duygusal yeme danışmanlığı sürecinde amacım, duygusal yemeyi zorla bırakılması gereken bir davranış olarak değerlendirmek yerine; ona neden ihtiyaç duyulduğunu anlamaktır. Duygusal yemenin hangi duygular, ihtiyaçlar ve yaşam deneyimleriyle bağlantılı olduğunu birlikte anlamaya ve anlamlandırmaya çalışırım. Bu davranışın altında yatan ihtiyaçlar fark edilip farklı yollarla karşılanabildikçe, duygusal yeme davranışına duyulan ihtiyaç azalır ve davranış da zamanla kendiliğinden değişmeye başlar. Değişim, kişinin kendisini zorlamasının değil, başka türlü davranabilmesinin ve seçebilmesinin doğal bir sonucudur.
Duygusal Yeme Nedir?
Duygusal yeme, fiziksel açlığın ötesinde, duygulara cevap olarak ortaya çıkan yeme eğilimidir. Kişi zorlayıcı bir duygu yaşadığında yeme aracılığıyla rahatlamaya, sakinleşmeye, dikkatini başka bir yere yöneltmeye ya da yaşadığı duygunun yoğunluğunu azaltmaya çalışır.
Duygusal açlık çoğu zaman ani ortaya çıkar. Fiziksel açlıktan farklı olarak belirli yiyeceklere yönelme isteği daha güçlüdür ve kişi fiziksel olarak doymuş olsa bile yeme isteği devam edebilir.
Duygusal yeme yalnızca fazla yeme şeklinde ortaya çıkmaz. Fazla yemenin yanında yemeyi kısıtlama, uzun süre aç kalma ya da belirli yiyecekleri tamamen yasaklama şeklinde de görülür. Genellikle yüksek kalorili, yüksek karbonhidratlı, şekerli, yağlı ve tuzlu yiyecekler tercih edilir ve bu besinler fazla miktarlarda tüketilir.
Duygusal yeme davranışı sıklıkla dış ortamlar yerine evde, gizli bir şekilde, kişinin yalnız olduğu, günün temposunun azaldığı ve duygularıyla daha fazla baş başa kaldığı zamanlarda görünür hale gelir. Bu nedenle akşam ve gece saatleri bazı kişiler için daha zorlayıcı olabilir.
Duygusal Yeme Neden Ortaya Çıkar?
Yemekle ilişkimiz yaşamımızın en erken dönemlerinde başlar. Bir bebek için beslenmek yalnızca açlığın giderilmesi değildir. Beslenme aynı zamanda bakım veren kişinin yakınlığı, sesi, teması ve yatıştırmasıyla birlikte yaşanan ilişkisel bir deneyimdir. Bu nedenle yemek, yaşamın başlangıcından itibaren yalnızca beslenmeyle değil; yakınlık, güven, rahatlama ve yatışmayla da ilişkilidir. Bu nedenle yemek, zaman içinde farkında olmadan güven, rahatlama, ilgi görme ve sakinleşme duygularıyla eşleşir. Çocukluğun erken dönemlerinde beslenmenin yatıştırıcı etkisi, yetişkinlikte zorlayıcı bir duygu yaşandığında yemenin başvurulan temel baş etme yollarından biri olmasını anlaşılır kılmaktadır. Zorlayıcı anlarda yemek, bu eski rahatlama işlevini yeniden üstlenir. Yalnızca duygusal yeme davranışı gösteren bireyler değil; hepimiz zaman zaman yiyerek kendimizi rahatlatabiliriz. Sorun, yeme davranışının duygularla baş etmenin neredeyse tek yolu haline gelmesi ve kişinin yaşamını zorlaştırmaya başlamasıdır.
Duygusal Yemenin Nedenleri
Duyguları Tanımakta ve İfade Etmekte Zorlanmak
Duygularımız ihtiyaçlarımız hakkında bize bilgi verir. Öfke sınırlarımızın ihlal edildiğini, yalnızlık yakınlığa ihtiyaç duyduğumuzu, yorgunluk dinlenmemiz gerektiğini söyler. Ancak kişi ne hissettiğini fark etmekte veya duygularını anlamlandırmakta zorlanıyorsa bu duygular daha çok bedensel bir gerginlik, huzursuzluk ya da “bir şey eksik” hissi olarak yaşanabilir. Bu noktada yeme davranışı duyguyu yatıştırmanın hızlı ve ulaşılabilir yollarından biri haline gelebilir.
Kişi fiziksel olarak aç olmadığı halde aslında öfkeli, üzgün, yalnız, kaygılı ya da yorgun olabilir; ancak bu duyguyu doğrudan fark etmek yerine duygunun yarattığı gerginliği yatıştırmak için otomatik olarak yemeye yönelebilir. Böylece yemek, bir süreliğine duygudan uzaklaşmayı ya da rahatlamayı sağlayan bir baş etme yolu haline gelir.
Yakınlık, Aidiyet ve Yalnızlık
Duygusal yeme ilişkilerde karşılanmayan ihtiyaçlarla da bağlantılıdır. Yakınlık, anlaşılma, görülme, desteklenme ve aidiyet ihtiyaçları karşılanmadığında ortaya çıkan boşluk hissi yiyerek kısa süreli olarak yatıştırılabilir. Yiyecekle kurulan ilişki, bu durumda kişinin özlemini duyduğu ya da hiç sahip olamadığı bir ilişkiyi, geçmişte deneyimlediği bir güven duygusunu ya da hiç yaşayamadığı bir yatıştırılma deneyimini temsil edebilir. Bu bağlamda duygusal yeme, kişinin kaybettiği, özlemini duyduğu ya da yoksun kaldığı ilişki deneyimini yiyerek yeniden hissetmeye çalıştığı ve ilişkisel bir boşluğu doldurduğu bir deneyim olarak düşünülebilir.
Sınır Koymak, Hayır Diyebilmek ve Kendine Ait Alan
Duygusal yeme davranışında üzerinde durduğum önemli konulardan biri de kişinin kendi ihtiyaçlarıyla ilişkisidir. Kendi ihtiyaçlarını sürekli geri plana atan, başkalarının beklentilerine göre yaşayan, hayır demekte ve sınır koymakta zorlanan kişiler yaşamlarında kendilerine ait çok az alan hissederler. Duygusal yeme, böyle zamanlarda, kimsenin müdahale edemediği, kişinin kendi kararını verebildiği, kendisine ait küçük bir alan haline gelebilir.
Kişi yaşamının başka alanlarında kontrol sahibi olmadığını hissederken ne yiyeceğine, ne zaman yiyeceğine veya ne kadar yiyeceğine karar vermek geçici bir kontrol hissi sağlar.
Duygusal yeme sorunu yaşayan kişilerde, sınır koymakta ve hayır demekte zorlanma, kendi ihtiyaçlarını geri plana atma ve sorumlulukları tek başına üstlenme eğilimi çok sık görülür.
Eleştirel İç Ses ve Kendine Karşı Cezalandırıcı Tutum
Duygusal yeme sonrasında birçok kişi kendisini sert biçimde eleştirir. Kendini iradesiz ve başarısız olmakla suçlar. Ancak bu eleştirel iç konuşma çoğu zaman işe yaramaz; aksine utanç, suçluluk ve yetersizlik duygularını arttırabilir. Kişi zaten zorlandığı bir duyguyu yiyerek yatıştırmaya çalışırken, yeme sonrasında ortaya çıkan kendine öfke, utanç, yetersizlik ve suçluluk duyguları yeniden yeme davranışını tetikler.
Üstelik bu eleştirel tutum, yalnızca yeme davranışının ardından ortaya çıkmaz. Duygusal yeme davranışı gösteren kişiler genel olarak kendilerine karşı eleştirel, acımasız ve cezalandırıcı bir tutum sergiler; zorlandıkları, hata yaptıkları ya da beklentilerini karşılayamadıkları durumlarda kendilerini kolaylıkla suçlayabilir ve yetersiz hissedebilirler. Bu nedenle kişinin kendisiyle nasıl konuştuğu, kendisine nasıl davrandığı ve kendine şefkat gösterebilmesi duygusal yeme danışmanlığının önemli bir parçasıdır.
Öfke ve İfade Edilemeyen Duygular
Duygusal yeme sorunu yaşayan kişilerde en sık görülen durumlarda biri de öfkelerini fark etmekte ve ifade etmekte zorlanmalarıdır. Özellikle ilişkilerde kendi ihtiyaçlarını geri plana atan, çatışmadan kaçınan ve hayır demekte zorlanan kişilerde ifade edilemeyen öfke içerde bir gerginliğe yol açar. Yeme, bu gerginliği kısa süreliğine yatıştırmanın yollarından biri haline gelir. İfade edilemeyen öfkenin bedene yönelerek hızlı, kontrolsüz ve eline ne geçerse yeme şeklinde ortaya çıktığı bildirilmektedir.
Duygusal Yeme İsteği Hangi Durumlarda Artar?
Duygusal yeme isteğini tetikleyen durumlar kişiden kişiye değişse de bazı ortak örüntülerden söz etmek mümkündür. Yalnızlık ve boşluk hissi, öfkeyi ifade edememek, eleştirilmek ya da değersiz hissetmek, kendi ihtiyaçlarını sürekli geri plana atmak, sınır koyamamak, başkalarının beklentilerine göre yaşamak ve yaşamının kontrolünün kendinde olmadığını hissetmek yeme isteğinin arttığı durumlar arasındadır.
Bununla birlikte aynı yeme davranışı herkes için aynı anlama gelmez. Bir kişi yalnız kaldığında yemeğe yönelirken, bir başkası öfkesini ifade edemediğinde, eleştirildiğinde ya da bütün gün kendi ihtiyaçlarını ertelediğinde yeme isteğinin arttığını fark edebilir.
Duygusal yeme isteği özellikle şu durumlarda artabilir:
- Yalnız veya dışlanmış hissetmek
- Bir tartışmanın ardından öfkeyi ifade edememek
- Yoğun stres altında olmak
- İş, aile veya ilişki sorumlulukları altında bunalmış hissetmek
- Kendi ihtiyaçlarını sürekli ertelemek
- Başkalarına fazlasıyla uyum sağlamaya çalışmak
- Eleştirilmek, reddedilmek veya değersiz hissetmek
- Belirsizlik ve kontrol kaybı yaşamak
- Sıkılmak ya da boşlukta hissetmek
- Gün boyunca yeterince beslenmemek
- Katı bir diyet veya yoğun yeme kısıtlaması uygulamak
Duygusal Yeme Döngüsü Nasıl Oluşur?
Başlangıçta bir olay ya da duygu vardır. Kişi yalnız, öfkeli, kaygılı, kırgın, değersiz, yorgun ya da boşlukta hisseder. Ardından yeme isteği ortaya çıkar. Yeme davranışı başladığında dikkat bir süreliğine duygudan uzaklaşır. Yemek kısa süreliğine keyif, rahatlama ve yatışma sağlar. Ancak bu rahatlamanın ardından çoğu zaman utanç, suçluluk, kendine öfke ve kendini eleştirme gelir. Kişi kendini iradesiz, yetersiz ya da başarısız olmakla suçlayabilir. Bunun ardından genellikle kısıtlama başlar. Uzun süre aç kalmak ya da belirli yiyecekleri yasaklamak ise hem bedensel hem de zihinsel gerginliği artırır. Yeni bir zorlanma yaşandığında yeme isteği hemen yeniden ortaya çıkar. Döngü çoğu zaman şöyle ilerler:
Zorlayıcı duygu → yeme isteği → yeme → kısa süreli rahatlama → suçluluk, utanç ve kendini eleştirme → kısıtlama → artan gerginlik → yeniden yeme
Bu nedenle döngüyü yalnızca yemeyi kısıtlayarak kırmaya çalışmak yeterli olmaz.
Duygusal Yeme Danışmanlığında Ben Nasıl Çalışıyorum?
Duygusal yeme danışmanlığında amacım; duygusal yemeyi zorla durdurmak değil, ona neden ihtiyaç duyulduğunu anlamaktır. Altta yatan duygu ve ihtiyaçlarla çalışıldıkça, yeme davranışının kişinin yaşamında üstlendiği işlev azalır. Böylece duygusal yeme davranışının azalması, kişinin kendisini zorlamasının değil, bu davranışa duyduğu ihtiyacın azalmasının doğal bir sonucu haline gelir.
Her bireyin yiyeceklerle ve yeme davranışıyla kurduğu ilişki ve hikayesi bambaşkadır. Bu nedenle danışmanlık sürecini kişiye göre şekillendiriyorum. Süreçte duygusal yeme davranışını anlama ve bu davranışa duyulan ihtiyacın azalmasını desteklemek için üzerinde durduğum temel alanlar şunlardır:
Yeme örüntüsünü fark etmek
Yeme isteğinin hangi zamanlarda, hangi ilişkisel deneyimlerin ve duyguların ardından ortaya çıktığı üzerinde durulur.
Belirli yiyeceklerle kurulan ilişkiyi anlamak
Kişinin özellikle çok arzuladığı, zorlandığı dönemlerde daha sık yöneldiği ya da tüketimini kontrol etmekte zorlandığı yiyeceklerle olan ilişkisine bakılır. Neden özellikle o yiyeceğe yöneldiği, o yiyeceğin kendisine ne hissettirdiği; kimi, hangi ilişkiyi ya da hangi ihtiyacı çağrıştırdığı birlikte araştırılır ve bunlar üzerinde çalışılır.
Duyguları tanımak ve ifade etmek
Duygusal yeme davranışı sergileyen bireylerin duygularını fark etmekte, tanımakta ve uygun bir şekilde ifade etmekte zorlandıklarını biliyoruz. Bu nedenle duygusal yeme danışmanlığında; duyguların fark edilmesi, tanınması, anlamlandırılması, uygun yollarla dışa vurulması, duyguların işaret ettiği ihtiyaçların fark edilmesi, duygu düzenleme becerisinin geliştirilmesi ve güçlenmesine yönelik çalışmalar yapmaktayım.
“Kötü hissediyorum” dediğimizde aslında ne hissediyoruz? Öfke mi, kırgınlık mı, yalnızlık mı, utanç mı, kaygı mı, değersizlik mi? Duygunun adını koymak, onunla ne yapacağımızı değiştirir.
İhtiyaçları fark etmek
Yeme isteğinin altında dinlenme, yakınlık, güven, destek, görülme, kendine ait alan veya sınır koyma ihtiyacı bulunabilir. Amaç, yalnızca duyguyu fark etmek değil, duygunun işaret ettiği ihtiyacı da görebilmek ve onu karşılayabilmektir.
Geçmiş yaşantılarla bugünkü davranış arasındaki bağlantıları anlamak
Çocukluk döneminde yemek, beden, bakım verenler ve duygularla ilgili edinilen deneyimlerin bugünkü yeme davranışıyla nasıl bir bağlantısı olduğu anlaşılmaya çalışılır.
İlişkisel örüntülere bakmak
Hayır diyememek, kendini geri plana atmak, eleştirilmekten korkmak, sürekli başkalarının beklentilerine uyum sağlamak veya yakınlık ihtiyacını ifade edememek duygusal yeme ile bağlantılıdır.
Öfke ve sınırlar üzerinde çalışmak
Kişinin öfkesini fark edebilmesi, ifade edebilmesi, dışa vurabilmesi, gerektiğinde hayır diyebilmesi ve kendi sınırlarını koruyabilmesi önemlidir.
Eleştirel iç sesi fark etmek
Yeme davranışından sonra ortaya çıkan suçlayıcı ve cezalandırıcı iç sesin döngüyü nasıl beslediğine bakılır. Kişinin kendisiyle daha gerçekçi ve daha şefkatli bir ilişki kurması üzerinde durulur.
Yalnızlık, değersizlik, reddedilmişlik, aidiyet ve yakınlık ihtiyacını ele almak
Karşılanmayan yakınlık ihtiyaçları sonucunda bireyin kendisini reddedilmiş ve değersiz hissetmesiyle birlikte yaşadığı derin üzüntü yeme ataklarına yol açabilir. Bu anlamda, bireyin kendisiyle ilişkisinin güçlenmesi, kendisiyle bağ kurması ve bu ihtiyaçlarını karşılaması yönünde çalışılır.
Fiziksel ve duygusal açlığı birbirinden ayırt etmek
Bedensel açlığın sinyalleri ile duygusal gerginlik sonucunda ortaya çıkan yeme isteğinin farkları üzerinde çalışılır.
Bireyin kendisiyle ilişkisinin güçlendirilmesi
Duygusal yeme davranışını kişinin kendisiyle, duygularıyla, ihtiyaçlarıyla ve diğerleriyle kurduğu ilişki içerisinde ele alıyorum.Kişi, yeme davranışının kendisi için ne anlama geldiğini ve nasıl bir işlev gördüğünü anladıkça, gerçekte neye ihtiyaç duyduğunu fark eder ve zamanla bu ihtiyacı kendisine daha iyi gelen farklı yollarla karşılayabilir hale gelir.
İzmir’de yüz yüze veya online gerçekleştirdiğim görüşmelerde amacım, kişinin kendisine yeni “yememeliyim”, “kendimi kontrol etmeliyim” gibi -meli, -malılar koyarak yeme davranışını zorla değiştirmesini sağlamak değildir. Öncelikle, duygusal yeme davranışının kişi için nasıl bir işlev gördüğünü anlamaya; ardından bu davranışı altında yer alan duygu ve ihtiyaçlarla çalışarak değişimin altyapısını oluşturmaya odaklanıyorum. Kişi duygularıyla kalabildikçe, ihtiyaçlarını fark edip farklı yollarla karşılayabildikçe ve kendisiyle kurduğu ilişki değiştikçe, duygusal yemeye duyduğu ihtiyaç da azalır. Böylece değişim, kişinin kendisini zorlamasının değil, başka türlü davranabilmesinin ve seçebilmesinin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkar.