6 yıl önce · Serap Bilgen · 0 yorum
Psikoterapiye Gelme Nedenlerinin Nörobilimi
1. Stres altındayken dilin ve öngörü kapasitesinin baskılanması
Araştırmalar, travmatik durumlar ya da uyarılmanın yüksek olduğu durumlarda beynimizde konuşma bölümünden sorumlu olan broca bölgesinin aktivitesinin ketlendiğini gösteriyor. Peki, bu ne anlama gelir?
Duygularımızı söze dökemediğimiz zaman yaşadığımız olayı anlamlandırmak ve onunla ilgili duygu ve düşünceleri bütünleştirmek zorlaşır. Söze dökülüp olay anlatılamadığında, yaşanan deneyimin anlamlandırması da güçleşir ve yaşanan olay bellekte olduğu haliyle, işlemlemeden, anlamlandıramadan kaydedilebilir. Dil kullanılmadığında, çevredeki kişilerle kurulan olumlu ilişkilerin destekeleyici etkisinden de birey mahrum kalır.
Terapide, duyguların söze dökülmesi, broca bölgesinin ketlenmesini azaltabilir; beynin sağ ve sol yarım kürelerinin birbirleriyle daha uyumlu ve dengeli çalışmasını sağlayabilir.
2. Beynimizdeki sağ ve sol yarımkürenin birbiriyle uyumsuz çalışması
Beynimizin sağ ve sol yarım küreleri farklı alanlarda uzmanlaşmıştır. Çalışmalar, sol yarımkürenin konuşma ve bilinçli farkındalıkta; sağ yarım kürenin ise duygusal ve bedensel bilgilerin işlenmesinde rol aldığını gösteriyor. Sol yarımküre, sağ yarımküreyi aşırı ketlerse aleksitimi yani duyguların söze dökülememesi yaşanırken; yetersiz ketlenmesi ise aşırı duygusallığa neden olur. Travmatik deneyimler sonrasında sağ ve sol yarımküre arasındaki uyum ve dengenin bozulduğu düşünülmektedir. TSSB’de görülen ‘flashback’ler (istenmeden zihne gelen geçmişe ait görüntüler) sol yarımkürenin sağ yarımküreden gelenleri filtreleyememesinin bir sonucu olarak da değerlendirilir.
Terapide bilişsel ve duygusal tarafın birlikte ele alınması ve bütünleştirilmesine yönelik çalışılabilir. Bir kişi, bilişsel yanını fazla kullanıyorsa duygularını keşfetmeye teşvik edilebilir; üzüntü, kaygı ve korku gibi duygularla fazla haşır neşir ise bu duyguları dengelemek amacıyla sol yarımküreden yardım alarak bilişsel tarafı daha fazla kullanmaları için yol gösterilebilir.
3. Erken dönemde öğrenilenleri yapmaya eğilimli olmak
Erken çocukluk dönemindeki anne babamızla olan ilişkilerimiz ve erken dönemdeki yaşantılarımız, deneyimlerimiz, kendimiz, başkaları ve ilişkiler hakkında geliştirdiğimiz beklentilerin oluşmasında önemli bir yere sahiptir. Ancak, genellikle beynimizi şekillendiren yaşamımızın ilk yıllarındaki deneyimlerimizi açık bir şekilde hatırlamayız, Özellikle erken çocukluk dönemindeki yaşantılarımızın ve öğrenmelerimizin büyük bir kısmı örtük bellekle ilişkilidir.
Erken dönem yaşantılarımızın; beynimizi yaşamımız boyunca etkileyecek olan bağlanma şeklimizin, duygu düzenleme becerilerimizin ve kendimizle ilgili değer duygumuzun şekillenmesindeki rolü büyüktür. Bunlar, ilerleyen yıllarda, nasıl yakın ilişkiler kuracağımızı, stresle başa çıkma becerimizi ve kendimizi sevilebilir ve değerli biri olarak görebilme durumumuzu belirler. Bu durum, hayatımızın büyük bir bölümünü, kontrol edemediğimiz bir yaşam döneminin ve bu dönemde şekillenen beynimizin belirlediği anlamına geliyor. Konuyla ilgili yapılan çalışmalarda, yaşamımızın ilk yıllarındaki deneyimlerimizin gen ifadesini etkilediği ifade edilmektedir. Gen ifadesi duygularımızı düzenleme becerimizi, öğrenme becerimizi ve ileride çocuklarımıza nasıl bakacağımızı belirleyen en önemli unsurlardandır. Yani, ebeveynlerimizin yaşamımız üzerindeki etkisi oldukça yüksektir. Bununla beraber, beynimiz ve davranışlarımız yaşam boyunca yeni deneyimlerden etkilenmeye ve değişmeye devam eder.
Terapide erken dönem yaşantıları ve anıları çalışmak, şimdiki yaşamın değişiminde anahtar görevi görebilir.
4. Korku duygusunun inatçı hali
Korku duygusu ve tehdit algısıyla ilişkili sorumlu olan beyin bölgemiz amigdaladır ve bu bölge hayatta kalmamız açısından önemli işlevlere sahiptir. Düşünme, planlama ve dürtü kontrolü gibi işlevlerden sorumlu beyin bölgesi olan prefrontal korteksin gelişimi ise genç yetişkinlik (24-27 yaş) dönemine kadar devam eder.
Amigdala, tehdit olarak algılanan durumların öğrenilmesi ve benzer durumlara karşı tepki geliştirilmesinde rol oynar. Amigdala, tehlikeli durumları genelleme eğilimindedir. Aracınızda panik atak geçirmişseniz örneğin, daha sonra araca binmekten çekinmeniz ya da benzer koşullardan uzak durmanız, korkunun öğrenilmesi ve genellenmesiyle ilişkilidir. Başka bir örnek; önceki bir ilişkide zarar görmüş ya da aldatılmışsanız, daha sonraki ilişkilerde bağlanmaktan korkarak ilişki kurmaktan çekinmeniz de geçmiş deneyimlerinizle ilişkili olabilir.
Süreçte; bu tür öğrenilmiş tepkilerin ve onlara eşlik eden duygu ve düşüncelerin bugün nasıl sürdürüldüklerinin üzerinde çalışılabilir.
5. Stres hormonlarının uzun süreli etkileri
Stres hormonlarının uzun süre yüksek düzeylerde seyretmesi, öğrenme, dikkat, ve uyku gibi çeşitli süreçleri etkileyebilir. Bu nedenle, seans sürecinde, kişinin stres kaynaklarını, stres karşısındaki tepkilerini ve baş etme yollarını ele almak önemli olabilir.
6. Bilinçdışı süreçlerin hızı ve yaşamımızdaki yeri
Bir deneyimi bilinçli olarak algılayabilmemiz için 500-600 milisaniye geçmesi gerekirken amigdala yani bilinçli olmayan beyin bölgemiz bir tehdit algıladığında, 50 milisaniyeden daha kısa bir sürede refleksif bir tepki verebilir. Özellikle tehdit olarak algılanan uyaranlara verilen bazı tepkiler oldukça hızlı ve otomatik biçimde ortaya çıkabilir. Bu şu anlama geliyor; biz bir duruma bilinçli olarak değerlendirip tepki verene kadar beynimiz ve bedenimiz bölgemiz çoktan tepki vermiş olur. Geçmiş deneyimlerimiz ve örtük öğrenmelerimiz ve anılarımız da farkında olmadan verdiğimiz tepkiler üzerinde belirleyici rol oynayabilir. Bu nedenle her davranışımız bilinçli bir kararın sonucu değildir. Bazen geçmiş deneyimlerimizin etkisiyle, bugün artık gerekli olmadığı halde öğrendiğimiz bazı tepki biçimlerini sürdürmeye devam edebiliriz. Geçmiş deneyimlerimiz, şimdiki yaşamımızı sınırlandırır. Halbuki, biz insanlar, özgür irademizin olduğu ve kontrolün bizde olduğu yanılsamasına kapılarak kişisel yargılarımıza kesin gözüyle bakıyor ve bazen alternatifleri göremiyoruz.
Örneğin, çocukluk döneminde terk edilme duygusu yoğun biçimde yaşamış bir kişi, yetişkin olduğunda, yakın ilişkilerinde benzer bir kaybın yaşanacağına dair yoğun bir korku hissedebilir, güvensiz bağlanma anıları tetiklenebilir. Bu korku bazen ilişkiden uzaklaşmasına, kaçmasına, karşısındaki kişiye güvenmekte zorlanmasına ya da ilişkinin devamını güçleştiren davranışlar göstermesine neden olabilir. Yani, kişi, ilişkisine ket vuracak şekilde davranarak iyi olabilecek bir ilişkiyi bozma yönünde davranabilir. Örtük anıların yol açtığı güçlü kaçma dürtüsüne engel olamayabilir.
Hani bazen “Ne yapmam gerektiğini biliyorum ama engel olamıyorum.” dediğimiz yaşantılar ya da “Neden böyle yaptım, anlam veremiyorum.” dediğimiz zamanlar olur. İşte bu yaşantılar, daha çok bilinçdışı süreçlerin yönettiği ve bilinçli farkındalığın devrede olamadığı ya da düşük düzeyde olduğu, otomatikleşmiş tepkilerimizin, geçmiş öğrenmelerimizin ve örtük süreçlerin rol aldığı durumlardır.
Bağlanma biçimimiz; ilişkilerimiz, ilişki tercihlerimiz ve yakınlık kurma biçimimiz üzerinde oldukça belirleyicidir, örtük belleğe aittir ve bilinçdışıdır. Bu nedenle çok sayıda kişi terapiye ilişki sorunlarıyla gelir. Terapide geçmişten gelen ilişki örüntülerini, örtük öğrenmeleri ve bunların bugünkü yaşamımızdaki karşılıklarını ele almak; kişinin yaşadıklarını anlamlandırmasına ve farklı seçenekleri fark etmesine yardımcı olur ve değişimi başlatır Bağlanmayla ilgili pek çok farklı çalışma. bağlanma modelinin psikoterapi ile değişebildiğini göstermektedir. Psikoterapi, bireyin iç dengesini kurmasına ve güvensiz bağlanma modelinin onarılmasıyla ilgili rehber niteliğinde bir bağlanma ilişkisine dönüşebilir. Yeterince iyi bir terapistle kurulan ilişki sayesinde bağlanma şeması onarılarak değişebilir, geçmişteki yaralar sarılabilir.
Yararlanılan Kaynak
Cozolino, Louis. 2017. Psikoterapinin Nörobilimi. Psikoterapi Enstitüsü.
***Bu içerik nörobilim hakkında genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Burada yer alan bilgiler kişiye özel değerlendirme, tanı veya tedavi önerisi niteliğinde değildir. Tanı veya tıbbi tedavi gerektiren durumlarda hekime başvurunuz.
Kategoriler: Genel