Hata: İletişim formu bulunamadı.

Schedule a Visit

Nulla vehicula fermentum nulla, a lobortis nisl vestibulum vel. Phasellus eget velit at.

Call us:
1-800-123-4567

Send an email:
monica.wayne@example.com

Erteleme Davranışı Neden Ortaya Çıkar ve Nasıl Değişebilir?

2 dakika önce · · 0 yorum

Erteleme Davranışı Neden Ortaya Çıkar ve Nasıl Değişebilir?

Yapmanız gereken bir iş var. Önemli olduğunu biliyorsunuz, hatta bir an önce bitirmek istiyorsunuz. Ama bir türlü başlayamıyorsunuz. Önce başka bir işle ilgileniyor, telefonunuza bakıyor, belki biraz dinlenip sonra başlarım diyorsunuz. Zaman geçtikçe yapmanız gereken iş aklınızın bir köşesinde durmaya devam ediyor. Günün sonunda ise işin kendisine, onu yapmamış olmanın sıkıntısı da ekleniyor.

Peki, yapmamız gerektiğini bildiğimiz, hatta yapmak istediğimiz şeyleri neden erteliyoruz? Erteleme davranışı gerçekten yalnızca zamanımızı iyi yönetememekle, yeterince disiplinli olmamakla ya da tembellikle mi ilgili?

Çoğu zaman erteleme davranışının arkasında, yapılacak işin kendisinden daha fazlası bulunabilir.

Erteleme Davranışı Neden Ortaya Çıkar?

Erteleme davranışı, yapmamız gereken bir işi, geciktirmenin olumsuz sonuçları olabileceğini bilmemize rağmen başka bir zamana bırakmamızdır. Hepimiz zaman zaman bazı işlerimizi erteleriz. Ancak erteleme tekrar eden bir davranış haline geldiğinde günlük yaşamımızı, sorumluluklarımızı ve kendimizle kurduğumuz ilişkiyi etkilemeye başlayabilir.

Erteleme davranışı her zaman tembellik ya da isteksizlik anlamına gelmez. Hatta bazen kişi yapacağı işi çok önemsemesine, başarılı olmak istemesine ve ne yapması gerektiğini bilmesine rağmen bir türlü harekete geçemez.

Bu nedenle erteleme davranışını anlamak için yalnızca “Bu işi neden yapmıyorum?” sorusunu sormak yeterli olmayabilir. Bazen asıl sorulması gereken, “Bu işe başladığımda ne hissedeceğim ve ben hangi duygudan uzak durmaya çalışıyorum?” sorusudur. Çünkü bazen ertelediğimiz şey işin kendisi değil, o işin bizde uyandırdığı duygulardır. Örneğin önemli bir başvuru yapmayı erteliyor olabilirsiniz. İlk bakışta sorun, başvuru formunu doldurmaya zaman ayıramamak gibi görünebilir. Ancak başvuruyu yaptığınızda reddedilme ihtimaliyle karşılaşacaksanız, erteleme davranışı sizi bir süreliğine bu ihtimalin yarattığı kaygıdan uzaklaştırıyor olabilir. Benzer şekilde, tamamlamanız gereken bir projeyi sürekli erteliyorsanız, bunun altında başarısız olma, eleştirilme, yeterince iyi yapamama ya da başkalarının beklentilerini karşılayamama korkusu bulunabilir.

Yani bir işi ertelerken aslında o işin sonunda hissedebileceğiniz yetersizliği, karşılaşabileceğiniz eleştiriyi ya da kendi beklentilerinizi karşılayamama ihtimalini de erteliyor olabilirsiniz.

Başka bir açıdan bakıldığında, bir tez yazmak, iş başvurusu yapmak ya da uzun zamandır düşündüğümüz bir fikri hayata geçirmek beraberinde belirsizlik getirir. Başladığımızda ne kadar ilerleyebileceğimizi, zorlandığımızda ne yapacağımızı ve ortaya çıkan sonucun nasıl karşılanacağını bilemeyiz. Henüz başlamamış olmak, bir süreliğine bu belirsizlikle karşılaşmayı önler. Fakat aynı zamanda istediğimiz şeye yaklaşmamızı da engeller.

Bazen de bugünkü bir sorumluluk, geçmişten tanıdık duyguları harekete geçirebilir. Hata yaptığında sertçe eleştirilen ya da çabası ancak başarılı olduğunda görülen biri için yeni bir işe başlamak, yeniden değerlendirilmek anlamına gelebilir. Dışarıda kendisini eleştiren biri bulunmasa da kişi aynı sertliği kendi içinde sürdürebilir.

İçsel çocuk ve içsel ebeveyn kavramları, bazı kişilerde bu iç ilişkiyi anlamaya yardımcı olabilir. Bir yanımız hata yapmaktan korkarken başka bir yanımız onu sürekli zorlayabilir. Bu açıdan bakıldığında erteleme, bazen bu baskı karşısında geri çekilmenin bir yolu olabilir. Ancak her erteleme deneyimini çocukluk yaşantılarıyla açıklamak yerine kişinin bugünkü koşullarını, sorumluluklarını ve ihtiyaçlarını da anlamak gerekir.

Bu nedenle kendimize şu soruyu sormak anlamlı olabilir: “Bu işi yapmamam, şu anda beni hangi duygudan ya da durumdan koruyor?”

Bazen de ne yapacağımızı bilemediğimiz, nereden başlayacağımızı kestiremediğimiz veya üzerimizde çok fazla sorumluluk hissettiğimiz için erteleriz. Yorgunluk, tükenmişlik, dikkat ve planlama güçlükleri de erteleme davranışında rol oynayabilir.

Özellikle sürekli erteleme sorunu yaşayan kişilerde, ertelemenin hangi durumlarda ortaya çıktığına bakmak önemlidir. Kişi her türlü sorumluluğu mu erteliyor, yoksa özellikle başarısının değerlendirileceği, hata yapabileceği veya sonucunu kontrol edemeyeceği durumlarda mı zorlanıyor?

Dolayısıyla her ertelemenin altında aynı neden bulunmaz. Ancak erteleme davranışının bizim için nasıl bir işlev gördüğünü anlamak, bu davranışa farklı bir yerden bakmamıza yardımcı olabilir.

Kaygı ve Mükemmeliyetçilik Erteleme Davranışını Nasıl Etkiler?

Mükemmeliyetçilik çoğu zaman her şeyi çok iyi yapmak istemek olarak düşünülür. Oysa bazı kişiler için mükemmeliyetçilik, bir işi iyi yapma isteğinden çok yeterince iyi yapamama korkusuyla ilişkili olabilir.

Bir işe başlamadan önce kendinizden çok şey bekliyor olabilirsiniz. Yapacağınız işin eksiksiz olması, hata yapmamanız, başkaları tarafından beğenilmesi veya beklediğiniz sonucu vermesi gerektiğini düşünebilirsiniz.

Böyle olduğunda işe başlamak, yalnızca bir görevi yerine getirmek anlamına gelmez. Aynı zamanda hata yapma, başarısız olma veya kendinizle ilgili olumsuz bir düşünceyle karşılaşma ihtimalini de beraberinde getirir.

“Ya yeterince iyi olmazsa?” düşüncesi bazen o kadar zorlayıcı hale gelir ki kişi işe başlamayı erteler. Çünkü henüz başlamadığı sürece başarısız olma ihtimaliyle de doğrudan yüzleşmek zorunda kalmaz.

Burada ilginç bir durum ortaya çıkar: Kişi aslında başarılı olmak istediği için kendisine yüksek hedefler koyar, fakat bu hedeflerin yarattığı baskı işe başlamasını zorlaştırabilir.

Bazen de kişi yaptığı işi değil, kendisini değerlendirdiği için zorlanır. Bir hata yapmak, yalnızca bir hata yapmak değildir; “Yetersizim”, “Başarısızım”, “Yapamıyorum” gibi kişinin kendisiyle ilgili olumsuz inançlarını harekete geçirebilir.

Kaygı arttıkça yapılacak iş olduğundan büyük görünebilir, kişi ise kendisini o işin karşısında daha yetersiz hissedebilir. Daha fazla hazırlanmak, doğru zamanı beklemek ya da bütün ayrıntıları önceden çözmek güven verecekmiş gibi görünür. Fakat başlamanın koşulları giderek ağırlaştığında hazırlık aşaması da ertelemenin bir parçasına dönüşebilir.

Burada kendimizle nasıl konuştuğumuz önem kazanır. “Artık yapmalısın”, “Başlamak zorundasın”, “Bunu da yapamıyorsan…” gibi baskı ve eleştiri içeren düşünceler, zaten zorlandığımız bir durumda üzerimizdeki yükü artırır.

Oysa “Başlamayı bu kadar zorlaştıran ne?” diye sorabilmek, yaşadığımız güçlüğü anlamamıza yardımcı olabilir. Kendimizden beklentilerimizi daha ulaşılabilir hale getirmek de işe başlamayı kolaylaştırabilir.

Bazen uzun süre kendimizi zorlamak ve dinlenme ihtiyacımızı sürekli geri plana atmak da işe dönmeyi güçleştirir. Dinlenirken bile yapılacakları düşünmek, gerçekten dinlenmeye fırsat vermeyebilir. Kişi ne çalışırken rahat hisseder ne de ara verdiğinde.

Ertelemenin hangi ihtiyaçla bağlantılı olduğunu fark ettiğimizde, bu ihtiyacı karşılamanın farklı yollarını da düşünebiliriz. Güvene ihtiyaç duyuyorsak başlangıcı daha öngörülebilir hale getirmek, dinlenmeye ihtiyaç duyuyorsak buna yer açmak, belirsizlikte zorlanıyorsak ilk adımı netleştirmek mümkün olabilir.

Belki de bu nedenle bazı kişiler için bir işe başlamak, o işi yapmaktan daha zordur.

Erteledikçe Erteleme Döngüsü Neden Güçlenir?

Erteleme davranışının devam etmesinde önemli etkenlerden biri, ertelemenin kısa süreli bir rahatlama sağlamasıdır.

Yapmanız gereken bir işin sizde kaygı yarattığını düşünün. O işe başlamayı başka bir zamana bıraktığınızda, o an için kaygınız azalabilir ve kendinizi biraz daha rahat hissedebilirsiniz. Ancak bu rahatlama genellikle uzun sürmez. Çünkü yapmanız gereken iş hala sizi beklemektedir.

Üstelik zaman geçtikçe işin yetişmeyeceği düşüncesi, suçluluk, pişmanlık ve kendinize yönelik eleştirileri de ortaya çıkabilir. Başlangıçta yalnızca yapmanız gereken işle ilgili kaygılanırken, artık işi ertelemiş olmanız nedeniyle de zorlanmaya başlarsınız.

“Neden hala başlamadım? Neden hep böyle yapıyorum? Herkes yapabiliyor, ben neden yapamıyorum?”

Bu düşünceler kaygıyı ve üzerinizde hissettiğiniz baskıyı artırabilir. Artan baskı ise işe başlamayı daha da zorlaştırabilir. Böylece erteleme, kısa süreli rahatlama sağladığı için tekrar edilen; uzun vadede ise daha fazla kaygı ve sıkışmışlık yaratan bir döngüye dönüşebilir.

İşleri sürekli son dakikaya bırakmak da bu döngünün bir parçası olabilir. Bazen kişi ancak zaman iyice daraldığında harekete geçebildiğini fark eder. Son anda işi yetiştirmek geçici bir rahatlama sağlayabilir. Ancak bu durum, bir sonraki sefer aynı erteleme davranışının tekrarlanmasını engellemeyebilir.

Bu döngüde kişinin kendisine nasıl davrandığı da önemlidir. Ertelediğimiz için kendimizi sürekli eleştirmek, suçlamak veya cezalandırmak bazen bizi harekete geçirmek yerine daha fazla zorlayabilir.

Bir süre sonra yapılacak iş, yalnızca tamamlanması gereken bir sorumluluk olmaktan çıkar; kendimizle ilgili yetersizlik ve başarısızlık duygularımızın da eşlik ettiği bir duruma dönüşebilir.

Bu nedenle erteleme alışkanlığını değiştirmek için yalnızca zamanı daha iyi planlamak değil, erteleme sırasında kendimizle nasıl bir ilişki kurduğumuza da bakmak gerekebilir.

Erteleme Davranışıyla Baş Etmek İçin Neler Yapılabilir?

Erteleme davranışını değiştirmeye çalışırken çoğu zaman kendimize daha fazla baskı uygularız. Daha disiplinli olmamız, daha erken kalkmamız, kendimizi zorlamamız veya artık hiçbir şeyi ertelemememiz gerektiğini düşünürüz. Oysa kendimize sürekli ne yapmamız gerektiğini söylemek, neden yapamadığımızı anlamamızı sağlamaz.

Erteleme davranışıyla baş etmek için öncelikle bizi neyin durdurduğunu anlamak ve ardından harekete geçmemizi kolaylaştırabilecek farklı yolları keşfetmek yararlı olabilir.

Öncelikle hangi işleri ertelediğimize ve bu işlerin bizde hangi duyguları uyandırdığına bakabiliriz. Her işi mi erteliyoruz, yoksa özellikle değerlendirilme, hata yapma, karar verme veya belirsizlik içeren işleri mi? Başlamadan hemen önce aklımızdan neler geçiyor? Yapacağımız işten mi, yoksa o işin sonucunda yaşayabileceğimiz bir duygudan mı uzaklaşmaya çalışıyoruz?

Bu sorular, erteleme davranışımızın altında ne olabileceğini anlamamıza yardımcı olabilir.

Bir diğer önemli nokta, yapılacak işi gözümüzde ne kadar büyüttüğümüzdür. Bazen bir işi tamamlamak zorunda olduğumuzu düşünmek, o işe başlamamızı zorlaştırır. Örneğin “Tezi yazmalıyım” düşüncesi büyük ve sınırları belirsiz bir hedef olabilir. Oysa dosyayı açmak, bir başlığı düzenlemek veya yalnızca bir paragrafın taslağını oluşturmak daha somut bir başlangıçtır.

Bütün işi aynı anda bitirmek yerine yalnızca önümüzdeki adımla ilgilenmek, başlamayı kolaylaştırabilir. Buradaki amaç kendimizi daha fazla zorlamak değil, başlamayı güçleştiren baskıyı azaltmaktır.

Mükemmeliyetçilik nedeniyle ertelediğimiz durumlarda ise kendimize şu soruyu sorabiliriz: “Bu işi mutlaka kusursuz yapmak zorunda olmasaydım, nasıl başlardım?”

Bazen bir işi eksik ya da yeterince iyi olmayabilecek şekilde yapmaya izin vermek, hiç başlayamamaktan farklı bir seçenek sunabilir. Çünkü başladığımızda üzerinde çalışabileceğimiz, değiştirebileceğimiz ve geliştirebileceğimiz bir şeyimiz olur.

Burada önemli olan bir başka nokta da başlamak için mutlaka istekli veya hazır hissetmeyi beklememektir. Bazen işe başlamadan önce kaygımızın tamamen geçmesini, kendimizi yeterince motive hissetmeyi veya doğru zamanı bulmayı bekleriz. Oysa her zaman böyle bir an gelmeyebilir. Kaygı ya da isteksizlik devam ederken de küçük bir adım atmak mümkün olabilir.

Ancak her duraklama erteleme değildir. Bazen gerçekten yorulmuş, tükenmiş veya dinlenmeye ihtiyaç duyuyor olabiliriz. Dinlendiğimizde kendimizi biraz daha toparlanmış mı hissediyoruz, yoksa yapmamız gereken işle ilgili sıkıntı devam mı ediyor? Bu ayrımı fark etmek, kendimizi gereksiz yere suçlamadan neye ihtiyaç duyduğumuzu anlamamıza yardımcı olabilir.

Erteleme davranışıyla çalışırken üzerinde durulabilecek bir diğer konu da kişinin kendisine yönelik tutumudur. Kendimizi sürekli eleştirerek, suçlayarak veya başkalarıyla karşılaştırarak harekete geçirmeye çalışıyor olabiliriz. Oysa kendimize karşı daha anlayışlı olmak, sorumluluklarımızdan vazgeçmek anlamına gelmez. Zorlandığımız noktayı anlamak ve neye ihtiyaç duyduğumuzu fark etmek, sorumluluklarımızı farklı yollarla ele alabilmemize yardımcı olur.

Erteleme davranışı sık tekrar ettiğinde, yaşamımızın önemli alanlarını etkilemeye başladığında veya yoğun kaygı ve öz eleştiriyle birlikte yaşandığında, bu güçlüğü tek başımıza anlamak ve değiştirmek kolay olmayabilir. Psikolojik danışmanlık sürecinde erteleme davranışının hangi durumlarda ortaya çıktığı, kişi için nasıl bir işlev gördüğü ve hangi duygu, düşünce ve inançlarla bağlantılı olabileceği üzerinde çalışılabilir.

Bazen bir davranışı değiştirebilmek için önce o davranışa neden ihtiyaç duyduğumuzu anlamamız gerekir.

Erteleme davranışını değiştirmek, yalnızca kendimizi daha fazla zorlayarak harekete geçmek değildir. Bazen bizi durduran şeyin ne olduğunu anlamak, kendimizden beklentilerimizi yeniden değerlendirmek ve hata yapmaya izin verebilmek de değişimin önemli bir parçasıdır.

Belki de kendimize yalnızca “Neden yapmam gereken şeyleri yapmıyorum?” diye sormak yerine, “Başlamamı bu kadar zorlaştıran şey ne?” diye sormak, erteleme davranışımıza başka bir yerden bakmamızı sağlayabilir.

 

Kaynaklar

Sirois, F. M., & Pychyl, T. A. (2013). Procrastination and the priority of short-term mood regulation: Consequences for future self. Social and Personality Psychology Compass, 7(2), 115–127.

Pychyl, T. A., & Sirois, F. M. (2016). Procrastination, emotion regulation, and well-being. In F. M. Sirois & T. A. Pychyl (Eds.), Procrastination, health, and well-being (pp. 163–188). Academic Press.

Sirois, F. M. (2023). Procrastination and stress: A conceptual review of why context matters. International Journal of Environmental Research and Public Health, 20(6), 5031.

Kategoriler: Genel

Bir yanıt yazın

error: İçerik Korunuyor!