6 yıl önce · Serap Bilgen · 0 yorum
Aşk ve Aşk Acısı
Aşk, psikodinamik perspektiften erken çocukluk dönemindeki anneyle olan birlikteliğin yeniden yaşantılanmasıdır. Jung’a göre aşk, kişinin ideal benliğini aşık olduğu kişiye yansıtmasıdır. Aşık olduğumuzda sevgiliyi idealize ederiz.
Aşık olduğumuzda, uyarım düşünsel beynimiz olan kortekste değil duyguların merkezi olan limbik sistemde gerçekleşir.
Aşk, bir bütünlük arayışıdır.
Aşık kişi sevgilinin hatalarını görür, ancak bu hatalar onu rahatsız etmez, onlar da sevebilecek bir yan bulur. Bu hatalar sevgiliyi kendine özgü kılar.
Genellikle benzer algılara sahip kişiler birbirlerine daha çekici gelir. Yaş, öğrenim düzeyi, din ve ırk en çok benzerlik gösteren ve ilişkiyi en çok etkileyen özelliklerdendir. Araştırmalar, fiziksel benzerlik, tutumların benzerliği, kişilik benzerliğinin de aşık olmada etkili olduğunu göstermektedir.
Fiziksel benzerlik açısından; doğduğumuz andan itibaren çevremizde bize benzer kişileri daha çekici bulma eğiliminde oluruz. Bu durum, evrimsel açıdan hem aşinalık etkisiyle hem de benzer olmanın güvenilir bulunmasıyla açıklanabilir. Sürekli gördüğümüz kişileri (aşina olduklarımızı) daha çok beğenme eğilimindeyizdir. Benzer olan daha güvenilir algılanır ve yabancı olana daha az güveniriz. Bize fiziksel olarak benzeyen kişilere aşinalık duyarız. Aşina olduğumuz şeyleri hoş ve rahatlatıcı bulma eğilimindeyizdir.
Tutumlar ne kadar benzerse, ilişkiden alınan haz da o kadar fazla olur. Birinden hoşlanıyorsak tutumlarımızın benzer olduğunu düşünme eğiliminde oluruz. Evli çiftler üzerinde yapılan araştırmalar, çiftlerin normalde olduğundan çok daha fazla birbirlerine benzediklerine inanma eğiliminde olduğunu göstermektedir. Ayrıca evlilikten alınan hazzı belirleyen en önemli değişkenlerden biri de çiftlerin cinsiyet rolleri açısından birbirlerini tamamlamalarıdır. Kişiliği bize benzeyen kişilere daha fazla çekim duyarız, çünkü evrimsel bakış açısına göre bildik tanıdık olan her zaman daha güvenilir, daha rahat ve daha hoş hissedilir.
Birini çekici bulduğumuzda o kişinin diğer özelliklerini de olumlu olarak algılamaya meyilliyiz. Bu duruma hale etkisi denir.
Fiziksel çekimin yanında zekaya çekim, benzer zevklere çekim ve önemli ihtiyaçları karşılayan birine çekim olur. Engeller çekimi arttırır. Uğruna emek vermek ve acı çekmek durumunda kalınan kişileri, zihin daha değerli diye düşünür.
Yapılan bir araştırmada, bazı katılımcılara birinin kendilerinden hoşlandığı ve bazılarına da birilerinin ondan hoşlanmadığı inandırılmıştır. Kendilerinden hoşlanıldığına inanan katılımcılar söz konusu kişiye daha sıcak, samimi davranmış, kendinden daha çok bahsetmiş ve daha sık tutum benzerliği olmuş. Kendinden hoşlanıldığını düşünen katılımcılar, bu karşılaşmadan sonra karşıdaki kişi tarafından da daha çok hoşlanılmış. Kendinden hoşlanıldığı düşünen kişilerin tavırları karşı tarafın tam da bu şekilde hissetmesini sağlamıştır. Bu duruma, kendini gerçekleştiren kehanet denir. Tabii şu önemli, sizden hoşlanmayan birini aşka boğmak o kişinin size aşık olmasını sağlamayacaktır.
Bazen kişiler hayal kırıklığı yaşadıklarında ‘onu nasıl tanıyamamışım’ diye düşünürler. Bu durum hatalı bir çıkarım olabilir. Çünkü aşk ilişkisi içerisindeyken sevgili gerçekten farklıdır, orada olan şey gerçektir. Bu çıkarım, her zaman doğru olmamakla birlikte iki tarafta aşıkken bu his yaşanmış ve bir kişi için geride kalmış olabilir.
Bazen insanlar büyük bir hayal kırıklığından sonra yeniden yara almamak için kendilerini derinlikli ilişkilere kapatırlar ve özel olmayan, yüzeysel ilişkiler yaşarlar. Ancak, bir ilişkinin açtığı yarayı yüzeysel ilişkilerle sarmak mümkün değildir. Açılan yaraları, belli bir zaman geçip durum sindirildikten ve kaybın yası tutulduktan sonra aynı derinliğe sahip başka bir ilişki ile sarmak mümkündür.
Sevebilmek için önce kendimizi sevmemiz gerekir. Sevilebilmek için ise sevilebilir olmak gerekir.
Kendinizi gerçekten ne kadar seviyorsunuz?
Sevilmek için ulaşılabilir misiniz?
Kendinize sevmek ve sevilebilmek için ne kadar izin veriyorsunuz?
Son olarak, insanlar, terapiye aşık olduklarında değil, aşk nedeniyle acı çektiklerinde başvururlar. Bu durum, genellikle ilişkinin bitmesi, yani kayıp ya da ilişki devam ederken hissedilen acıyla ve ilişki içerisindeki durumlarla baş edememe halidir. Kişiler, genelde ilişkinin bitmesi sonrasında, kaybın getirdiği acıyla başa çıkmak için yaşadıklarını değersizleştirme eğilimindedir. Ancak, bu durum geçici bir rahatlama sağlasa da genellikle uzun vadede işe yaramaz.
Seanslarda, ilişki esnasında ya da ilişkinin bitiminde ortaya çıkan travmatize edici yaşantılar, yetersizlik, değersizlik ve suçluluk duyguları, acı nedeniyle kişinin kendisiyle ve karşıdaki kişiyle ilgili oluşan çarpık inançları, ilişkinin kazandırdıkları ve kişinin bu ilişkiden öğrendikleri üzerine çalışılır. Amaç, kompulsif ilişki döngüsünün keşfi, anılara dışarıdan bakış, kayıp sonrası yasın sağlıklı bir şekilde tutulması ve ilişki kazanımlarını alarak yola sağlıklı bir şekilde devam edebilmektir.
Seanslarda, ilişki sırasında ya da ilişkinin sona ermesinin ardından yaşanan zorlayıcı deneyimler; bunlara eşlik eden yetersizlik, değersizlik ve suçluluk gibi duygular ile kişinin kendisiyle ya da karşıdaki kişiyle ilgili geliştirdiği olumsuz inançlar ele alınabilir. Aynı zamanda ilişkide tekrar eden örüntülere, bu ilişkide nelere ihtiyaç duyduğuna ve bu ilişkiden neler öğrendiğine daha yakından bakılabilir. Böylece yalnızca biten ilişkinin acısını değil, kişinin neden bu ilişkide kaldığını, neye tutunduğunu ve benzer ilişki döngülerinin hayatında nasıl oluştuğunu anlamak da mümkün olabilir. Yaşananları anlamlandırdıkça, o acının hayatımızdaki yeri ve üzerimizdeki ağırlığı zamanla değişebilir.
Kaynak
Pines, Ayala Malach. Aşık Olmak. Sevgililerimizi Neye Göre Seçeriz? İletişim Yayınları. 2015.
Etiketler: aşk, Aşk acısı, Aşk acısı EMDR, EMDR Terapisi, İzmir EMDR, İzmir EMDR Terapist, Online EMDR, Yakın ilişkiler Kategoriler: Genel