6 yıl önce · Serap Bilgen · 0 yorum
Polyvagal Teori, Ruhsal ve Bedensel Hastalıklar
Polyvagal teori, Vagus sinirinin vücuttan beyine doğru akan etkilere bağlı ve duyarlı olduğunu savunan bir teoridir. Teori 1994 yılında Chicago’daki Illinois Üniversitesi Beyin-Vücut Merkezi yöneticisi Dr. Stephen Porges tarafından geliştirilmiştir.
Polyvagal teori, evrimsel biyoloji ve nörolojiye dayanan gözlemlerle alakalı olarak kardiyak ve sindirim sistemi değişiklikleri gibi fiziksel reaksiyonların insanların yüz ifadeleriyle bağlantılı olduğunu iddia etmektedir. İç organlarımızın deneyimleri ile etrafımızdaki insanların sesleri ve yüzleri arasında bağlantı vardır. Nazik bir yüz ya da yatıştırıcı bir ses tonu hissettiklerimizi önemli ölçüde değiştirebilir. Hayatımızdaki önemli insanlar tarafından görüldüğümüzü ve duyduğumuzu bilmek bizi sakinleştirir ve güvende hissettirir; reddedilmek ise öfke tepkilerini ya da zihinsel çöküşü hızlandırabilir.
Teoriye göre; gelişmiş işlevler başarısız olduğunda en ilkel işlevler etkinleşir.
Ruhsal problemler ve pek çok sağlık problemi otonom sinir sisteminin işlevlerinden kaynaklanmaktadır.
Tehlike ya da tehdit hissettiğimiz zaman ya tehditle savaşırız, ya kaçarız ya da donakalırız. Bu tehdit; deprem, saldırı, salgın gibi gözle görülür, somut bir tehlike olabileceği gibi eleştirilme kaygısı, terk edilme kaygısı, özgüven problemi gibi zihinsel bir tehdit de olabilir. Mekanizma, otonom sinir sistemimiz tarafından otomatik olarak devreye girer. Bu mekanizma, herhangi bir travmatik yaşantı sonrasında ise bozulur. Böyle durumlarda, sistem ya sürekli olarak alarm halinde olup sempatik sinir sistemi aktivasyonu olur ya da hareketsiz bir şekilde teslim olma modunda kalır ve hareket edebilecekken edemez hale gelir.
Hayatımızı nasıl sürdüreceğimizi otonom sinir sistemimiz belirler. Mekanizmalar 0-6 yaş arası gibi çok erken dönemlerde hatta bebekken şekillenir. Ancak, beynimiz sürekli olarak değişimini sürdürüyor. Beynimizdeki sinir hücrelerinin psikoterapi, yeni davranış örüntüleri ve yaşantılarımızla değiştiği, hatta yeni sinir hücrelerinin oluştuğu araştırmalarla kanıtlanmıştır.
Sistemimizin kendini iyileştirme kapasitesi çok yüksektir. Ancak, bazen iyileştirme kapasitesinin tetiklenmesi için bir rehber gerekir. Değişim başlayınca da devamı domino taşı gibi gelir. Sistemin bir yerindeki değişim diğer yerlerdeki değişimi de sağlamaktadır.
Polyvagal Teoriye göre sinir sistemimizde ilk gelişen sistem Parasempatik Sistemimiz; o da sindirim sistemidir. İlkel canlılarda hayatta kalmak için sadece sindirim sisteminin olması yeterlidir. Parasempatik Sistem, en ilkel canlılardan en gelişmiş canlılara kadar tüm canlılarda mevcuttur. Bir tehdit ya da tehlike algılandığında en ilkel savunma mekanizmasını da bu sistemle veririz. Teslim olma hali, hareketsizlik yani donakalmak. Tehlike anında tüm kan organlarda toplanır ve teslim olma haline geçilir.
İkinci gelişen sistem ise otonom sinir sisteminin bir sonraki gelişimi olan sempatik sinir sistemidir. Tehdit ya da tehlike algılandığında kaç ya da savaş mekanizmasıdır. Ya korkarak kaçarız ya da öfkeyle saldırırız.
Gelişmiş canlılar olan bizlerin bir hayatta kalma stratejisi daha vardır; o da sosyalizasyon, sosyal iletişimde olma hali. Güvende hissettiğimiz yakın ilişkiler bize güvende olduğumuz mesajını verir. Sosyal olarak iletişim halindeyken kendimizi güvende hissettiğimizde huzur içinde, organize ve üretken oluruz. Kalp ve sindirim sistemimiz iyi çalışır.
Basit canlılar bir tehlike anında sadece hareketsiz kalarak hayatta kalmaya çalışırlar. Biz gelişmiş bir canlı olduğumuz için sinir sistemimiz bu üç sistemden birini seçer ve farklı tepkiler verebiliriz. Tehlike hissettiğimizde ya tehditle savaşırız, ya tehditten kaçarız ya da hareketsiz kalırız. Hatırlatmak isterim ki bu tepkiler bilinçli olarak yürütülmez, otonom sinir sistemimizin erken dönem çocukluk yaşantıları sonucu şekillenmesiyle otomatik olarak seçilir.
Sürüngenler tehlike anında hareketsiz kalırlar. Biz de ne kadar gelişmiş bir canlı olsak da en ilkel beyin olan sürüngen beyine sahibiz ve tehlike anındaki seçeneklerimizden biri de hareketsiz kalmak yani donakalmaktır.
Polyvagal Teoriye göre, tüm bu mekanizmalar organizmanın hayatta kalmasına yöneliktir.
Gelişmiş canlılar olarak, tehdit algıladığımızda ilk olarak başkalarından yardım isteriz. Yardım alamayacağımız bir durumdaysak ya da yardım çağrımıza kimse kulak vermezse; tehlikenin büyüklüğüne ve tehlikeyi algılayışımıza göre tepki veririz. Tehlike kaçabileceğimiz ya da savaşabileceğimiz bir durumsa limbik sistem devreye girerek sempatik sinir sistemimiz aktive olur ve savaş ya da kaç durumuna geçeriz. Anksiyete Bozukluklarının kökeni sempatik sinir sisteminin gereksiz aktif halde olmasıdır. Tehlike, bizim savaşamayacağımız ya da kaçamayacağımız bir durum olduğunda ise kendimizi kapatarak tepki veririz, yani donakalırız. Bazen, teslim olup donakalmak hayatta kalmamızı sağlar. Böyle durumlarda organizma tamamen kendini kapatır. Bu durumu sürüngen beynimiz ortaya çıkarır. Depresyon bir teslim olma halidir. Bu süreç otonom sinir sitemimiz tarafından otomatik olarak yürütülür. Bilinçli olarak yürüttüğümüz bir süreç değildir. Hareketsizlik ve teslim olma hali; akılla, korteksi (düşünsel beyin-önbeyin) kullanarak yaptığımız bir durum değildir, bedenimizle tepki veririz. Hareketsizlik yani donakalma hali; evrimsel olarak memeli hayvanların ölü hayvanlarla ilgilenmemesine, ölü hayvanı yememesine dayanır. Tüm hayvanlarda tehlike çok büyükse hareketsizlik, donakalma refleksi görülür. Ölü taklidi olarak da geçer. Sistem en ilkel olana gider ve ‘hareketsiz kalırsam belki hayatta kalabilirim’e dayanır.
Yılanları ya da kertenkeleleri belgesellerde gözlemlerseniz genelde hareketsiz uzandıklarını ve çevreye karşı ilgisiz olduklarını gözlemlersiniz. Hareketsizlik, pek çok travmanın kökeninde yer alır. Yakın dönemde korkmuş ve travma yaşamış kişilerde de sürüngen beyin devreye girer ve hareketsizlik hali ortaya çıkar. Kalp yavaşlar, nefes alışveriş yüzeyselleşir, kişi kendisi ve etrafıyla bağını kaybeder, uzaklaşır ve çöker.
Travma yaşayan insanlarda bu iki sistemden biri çok aktif durumdadır. Kimilerinde sempatik sinir sistemi aktiftir ve sistem sürekli alarm halindedir; kimilerinde ise parasempatik sinir sistemi aktiftir ve bu kişiler teslim modunda, tepkisiz ve hissizlerdir. Acı deneyimlenmez. Dalgın, dünyada değilmiş gibidirler ve çok az şey algılarlar.
Sempatik sinir sistemi çok aktif durumdaysa (savaş ya da kaç modunda; kronik bir şekilde öfkeli, gergin, kaygılı ya da korkulu)
- Sıkıntı, anksiyete
- Panik atak
- Öfke sorunları
- Konsantrasyon kaybı, odaklanamama
- Yüksek tansiyon, kalp hastalıkları, yüksek kolestrol
- Bellek bozuklukları
- Baş ağrısı
- Hastalıklara artmış yatkınlık
- Uyku bozuklukları
- Boyun, omuz ve sırtta gerginlik görülür ya da görülme ihtimali artar.
Parasempatik sinir sistemi çok aktif durumdaysa (teslim modunda; tepkisiz, hissiz)
- Depresyon
- Bellek sorunları
- Enerjisizlik, yorgunluk
- Düşük kan basıncı
- Fibromiyalji
- Mide sorunları
- Tip 2 Diyabet
- Kilo alımı
- Umutsuzluk ve boşluk hissi görülür ya da görülme ihtimali artar.
Psikoterapi ile beyninizi değiştirebilir, beyin-beden sisteminizi iyileştirebilirsiniz.
Kaynaklar
Porges, Stephen W. (2001). The polyvagal theory: phylogenetic substrates of a social nervous system
Porges, Stephen W. (2011). The Polyvagal Theory: Neurophysiological Foundations of Emotions, Attachment, Communication, and Self-regulation. W. W. Norton ve Company.
Bessel A. Van Der Kolk. (2018). Beden Kayıt Tutar
Dr. Alp Karaosmanoğlu Eğitim Notları
Etiketler: anksiyete, Depresyon, donakalmak, fibromiyajji, parasempatik sinir sistemi, polivagal teori, polyvagal teori, savaş ya da kaç, sempatik sinir sistemi Kategoriler: Genel