2 gün önce · Serap Bilgen · 0 yorum
Her Şeyi Kontrol Etme İhtiyacı ve Belirsizliğe Tahammül Edememek
Bazen insan ne kadar kontrol etmeye çalışsa da içindeki tedirginlik geçmez. Zihin sürekli “Ya şöyle olursa?” diye yeni ihtimaller üretir. Belki de burada asıl mesele kontrolü kaybetmek değil, belirsizliğin yarattığı kaygıyla kalmanın zor gelmesidir.
Dışarıdan bakıldığında bu durum planlı olmak, sorumluluk sahibi olmak ya da tedbirli olmak gibi görünebilir. Hatta çoğu zaman kişi de kendisini böyle tanımlayabilir. Oysa bazen mesele, düzeni sevmek değildir. Asıl mesele, belirsizliğin yarattığı kaygıyla baş edememektir.
Çünkü kontrol etme ihtiyacı çoğu zaman sadece kontrol etmeyi istemekten kaynaklanmaz. Daha çok kontrolü kaybettiğinde ne olacağından, o durumla nasıl baş edeceğinden ve neler hissedeceğinden korkmakla ilgilidir. İşte bu yüzden kişi yalnızca davranışlarını değil; insanları, ilişkileri, geleceği, hatta kendi duygularını bile kontrol etmeye çalışabilir.
İlk başta bu kontrol etme çabası rahatlatıyor gibi gelebilir. Ama bir süre sonra tam tersi olur. Kişinin kontrol etmeye çalıştığı şeyler arttıkça, kaygı da azalmak yerine büyümeye başlar. Çünkü hayatın tamamını kontrol etmek mümkün değildir.
Her Şeyi Kontrol Etme İhtiyacı Neden Gelişir?
Kontrol etme ihtiyacı çoğu zaman öğrenilmiş bir baş etme biçimidir. Zamanla kişiliğin bir parçası haline gelir.
İnsan doğduğu andan itibaren çevresini kontrol etmeye çalışan biri değildir. Tam tersine, bebek tamamen bakım verenine bağımlı olarak dünyaya gelir. Kendisini sakinleştiremez. Korktuğunda tek başına regüle olamaz; kendi kendine duygusunu düzenleyemez. Bu nedenle ilk yıllarda kurulan ilişkiler, yalnızca duygusal gelişimi değil; kişinin dünyayı ne kadar güvenli ya da ne kadar öngörülemez algılayacağını da şekillendirir.
Çocuk, ihtiyaç duyduğunda ulaşabildiği, korktuğunda sakinleştirildiği, üzüldüğünde anlaşılabildiği bir ortamda büyüdüğünde sinir sistemi yavaş yavaş şunu öğrenir: “Dünya her zaman kontrol edilebilir bir yer olmayabilir ama ben bununla baş edebilirim.”
Her zaman maalesef böyle olmaz. Bazı çocuklar ise öngörülemeyen, tutarsız, güvensiz ya da yoğun stres ve çatışmanın olduğu ortamlarda büyür. Bir gün övülürken ertesi gün sert bir şekilde eleştirilebilir, benliğine yönelik kötü sözler söylenebilir. Ne zaman neyle karşılaşacağını kestiremeyebilir. Bazen evde huzur vardır; bazen küçük bir olay bile büyük bir tartışmaya dönüşebilir. Böyle bir ortamda büyüyen çocuk için belirsizlik yalnızca bilinmezlik değildir. Aynı zamanda tehlike anlamına da gelebilir. Her an her şey olabilir. İşte bu nedenle zihin zamanla her şeyi önceden tahmin etmeye çalışır.
Bazen ise çocuklukta sık sık taşınmak, sürekli okul değiştirmek ya da çocuğun yaşamını etkileyen önemli kararların tamamen onun kontrolü dışında alınması da bu ihtiyacın gelişmesinde etkili olabilir. Çocukken yaşanan kontrolsüzlük hissi o kadar yoğundur ki çocuk büyüyüp yetişkin olduğunda bu kez kendini güvende hissedebilmek için her şeyi kontrol etmeye çalışabilir. Çünkü çocukken elinde olmayan kontrolü, yetişkinlikte yeniden kazanmaya çalışır.
Kontrol etme ihtiyacı yalnızca aile içindeki ilişkiler nedeniyle gelişmez. Çocuklukta yaşanan öngörülemez olaylar da benzer bir etki yaratabilir. Çocukken ailede ya da yakın çevrede yaşanan bir ölüm, ciddi bir hastalık, kaza ya da başka bir travmatik olaya tanık olmak, çocuğun kendini derin bir çaresizlik içinde hissetmesine neden olabilir. Üstelik o yaşta yaşamın ne kadar öngörülemez olabileceğini anlamlandırmak ve yaşananlarla baş etmek kolay değildir. Zamanla zihin, benzer bir şeyin tekrar yaşanmaması için her şeyi önceden tahmin etmeye ve kontrol altında tutmaya çalışabilir.
Diğer bir olasılık ise kişinin çocukluk döneminde yaşına uygun olmayan sorumluluklar üstlenmek zorunda kalmış olmasıdır. Özellikle küçük yaşta kardeş bakımı gibi sorumluluklar bunun sık görülen örneklerinden biridir. Çocuk henüz gelişimsel olarak hazır olmadığı bir yükü taşımaya çalışırken, bakım sırasında yaşanan beklenmedik bir olay, küçük ya da büyük bir kaza, son anda önlenmiş ciddi bir tehlike ya da kendi gözünde yaptığı küçük bir hata bile onda derin bir kaygı yaratabilir. O yaşta bu deneyim, “Her şeyi kontrol etmeliyim.”, “Hata yapmamalıyım.” ya da “Kontrolü bırakırsam kötü bir şey olur.” gibi inançların gelişmesine zemin hazırlayabilir.
Böyle deneyimlerden sonra zihin, dünyayı daha öngörülemez ve tehlikeli bir yer olarak algılamaya başlayabilir. Bu nedenle kişi, ilerleyen yıllarda olabilecek her ihtimali önceden tahmin etmeye, hata yapmamaya, her ayrıntıyı planlamaya, en kötü senaryoya hazırlanmaya çalışır. Zihin bu şekilde kaygıyı azaltmaya ve güvende hissetmeye çalışır. Çünkü “kontrol edebilirsem güvende olacağım” diye düşünür. Ancak kontrol arttıkça güven hissi kalıcı hale gelmez; çünkü kontrol edilecek şeyler bitmez. Her şeyi kontrol etmeye çalışmak ise çoğu zaman daha fazla kaygıya, anda kalamamaya, hayattan keyif alamamaya, neşeli ve canlı hissedememeye neden olur.
Kontrol edebildiğinde kişi sanki rahatlayacağını hisseder. Gerçekten de kısa süreli bir rahatlama yaşanabilir. Ancak bu rahatlama kalıcı olmaz. Çünkü hayat, doğası gereği belirsizlikler içerir. Yeni bir ihtimal ortaya çıkar. Yeni bir plan yapılır. Yeni bir kaygı oluşur. Ve zihin yeniden kontrol etmeye başlar.
Burada kişiyi zorlayan şey çoğu zaman belirsizliğin kendisi değildir; belirsizliğin içeride uyandırdığı duygudur. Çünkü bazı insanlar için belirsizlik; çaresizliktir. Kontrolü kaybetmektir. Hata yapmaktır. Reddedilmektir. Yetersiz kalmaktır.
Bu nedenle terapi sürecinde yalnızca kontrol etme davranışını değiştirmeye çalışmayız. Önce bu ihtiyacın nerede ortaya çıktığını, arkasında hangi duygunun olduğunu ve bugüne kadar ne işe yaradığını anlamaya çalışırız. Çünkü bir davranışın değişebilmesi için onu ortaya çıkaran duygunun ve o duygunun ait olduğu yaşantıların görülmesi, anlaşılması ve yeniden anlamlandırılması gerekir. Kişi geçmişte yaşadıklarını bugünkü yetişkin bakış açısıyla yeniden değerlendirebildikçe ve o dönemde karşılanmayan ihtiyaçlar üzerinde çalışılıp bu ihtiyaçlar giderildikçe kontrol etme ihtiyacı da yavaş yavaş azalmaya başlar.
Belirsizliğe Tahammül Edememek Günlük Hayatı Nasıl Etkiler?
Belirsizlik kimse için kolay değildir. Hepimiz önemli bir sonucu beklerken, yeni bir işe başlarken ya da sevdiğimiz birinden haber alamadığımızda kaygılanabiliriz. Bu son derece insani bir durumdur.
Ancak bazı kişiler için belirsizlik, yalnızca rahatsız edici bir duygu değildir. Dayanılması çok zor bir deneyime dönüşür. Bu nedenle zihin, belirsizliği ortadan kaldırmak için sürekli yeni çözümler üretmeye çalışır. Araştırır. Kontrol eder. Tekrar tekrar düşünür. Sorular sorar. Güvence arar.
Çünkü zihin, “Her şeyi bilirsem, her ihtimali düşünürsem ya da her şeyi kontrol edersem kendimi daha güvende hissederim” diye düşünür. Ancak ne kadar çok kontrol etmeye çalışırsa, o kadar çok yeni ihtimal üretmeye başlar. Bir kaygı azalır, yerini yenisi alır. Çünkü belirsizliği tamamen ortadan kaldırmak mümkün değildir.
Günlük Hayatta Nasıl Görünür?
Bir e-postayı göndermeden önce defalarca okumak
Yazılan bir mesajı tekrar tekrar düzenlemek
İnternetten aynı konuyu saatlerce araştırmak
Doktora gitmeden önce olası bütün hastalıkları okumak
Bir karar vermeden önce herkesin fikrini almak
Gitmediği bir yere gitmeden önce tüm yorumları okumak
Yapacağı bir konuşmayı günler öncesinden zihninde prova etmek
Herkesi memnun etmeye çalışmak, kimseyle sorun yaşamamaya çalışmak
Partneri ya da arkadaşıyla küçük bir gerginlik yaşadığında hemen düzeltmeye çalışmak, o belirsizlikle kalamamak
Sevdiklerinden haber alınamadığında hemen kötü ihtimalleri düşünmeye başlamak
Bunların her biri tek başına sorun değildir. Ancak kişi bunları yapmadan rahatlayamıyorsa ve günlük yaşamı giderek bunların etrafında şekillenmeye başladıysa, artık kontrol etmeye çalıştığı şey hayatını yönetmeye başlamış olabilir.
Zihin tekrarlayan bu davranışlarla “Rahatlamak istiyorsan kontrol etmelisin.” inancını geliştirir.
Belirsizlikten Kaçmak mı, Belirsizlikle Kalabilmek mi?
Ne kadar plan yaparsak yapalım, hayatın tamamını kontrol etmemiz mümkün değildir. Hayatın önemli bir kısmı belirsizlikten oluşur.
Yarın ne olacağını…
İnsanların nasıl davranacağını…
Bir ilişkinin nasıl ilerleyeceğini…
İşlerin her zaman planladığımız gibi gidip gitmeyeceğini…
hiçbirimiz tam olarak bilemeyiz.
Kontrol etme ihtiyacı da çoğu zaman bu belirsizliği ortadan kaldırmaya çalışır. Ancak terapi sürecinde zamanla farklı bir şey gelişmeye başlar. Kişi belirsizliği tamamen ortadan kaldırmayı değil, onunla kalabilmeyi öğrenir. Çünkü gerçek güven, her şeyi kontrol edebildiğimizde değil; kontrol edemediğimiz durumlarla da baş edebileceğimizi hissettiğimizde gelişir.
Kontrol Etme İhtiyacı İlişkilerde ve İş Hayatında Nasıl Görülür?
Kontrol etme ihtiyacı yalnızca kişinin kendi iç dünyasını etkilemez. İlişkilerde, aile yaşamında ve iş hayatında da kendini gösterir. Bazen kişi bunu fark eder. Bazen de çevresinden “Çok kontrolcüsün.”, “Her şeyi kafana takıyorsun.” ya da “Biraz akışına bıraksan.” gibi geri bildirimler aldıktan sonra bunu fark etmey başlar.
Aslında çoğu zaman niyet kontrol etmek değildir. Kişi yalnızca kendini güvende hissetmeye çalışıyordur.
İlişkilerde kontrol etme ihtiyacı bazen partnerin davranışlarını sürekli analiz etmek, söylenen bir cümlenin altında başka anlamlar aramak ya da mesaja geç cevap geldiğinde zihnin hemen olumsuz ihtimaller üretmeye başlaması şeklinde görülebilir. Tartışma yaşandığında ise beklemek zor gelir. Bir an önce konuşup düzeltmek ister. Çünkü o sessizlikle ve belirsizlikle kalmak çok zor gelebilir.
Benzer durum iş hayatında da görülebilir. Kişi yaptığı işi defalarca kontrol edebilir. Hata yapmaktan yoğun şekilde korkabilir. Bir işi devretmekte zorlanabilir. Her şeyin kendi istediği gibi yapılmasını isteyebilir. Kontrolü bıraktığında işlerin bozulacağından, hata yapılacağından ya da beklenmedik bir sorun çıkacağından endişe edebilir.
Bütün bunlar zamanla kişiyi hem zihinsel hem de duygusal olarak yorar. Çünkü sürekli kontrol etmeye çalışmak, sürekli tetikte kalmayı gerektirir. Bu yoğun tetikte olma hali uzun süre devam ettiğinde hem beden hem de zihin yorulur. Zamanla uyku sorunları, kas gerginliği, kaygı belirtileri ya da ilişkilerde zorlanmalar gibi farklı sonuçlar ortaya çıkabilir. Ayrıca kişi, farkında olmadan hem partneriyle hem de iş arkadaşlarıyla ilişkilerini de zorlayabilir.
Her Şeyi Kontrol Etme İhtiyacı ile Baş Etmek Mümkün mü?
Evet, mümkün. Ancak bunun için önce kontrol etme davranışını ortadan kaldırmaya çalışmak değildir. Önce bu davranışın neden ortaya çıktığını anlamak gerekir. Çünkü hiçbir davranış sebepsiz gelişmez. Kontrol etme ihtiyacı da çoğu zaman bir dönem kişinin hayatında işe yaramış, onu korumuş ya da yaşadığı zorluklarla baş etmesine yardımcı olmuş bir stratejidir.
Bu nedenle terapi sürecinde yalnızca “Kontrol etmeyi nasıl bırakırım?” sorusuna değil, şu sorulara bakılır:
● Kontrol etme ihtiyacı ne zaman ortaya çıkıyor?
● Kişi neyi kontrol etmeye çalışıyor?
● Kontrol edemediğinde kendi içinde ne oluyor?
● Tam olarak ne olmasından korkuyor?
● Bu davranışın altında hangi duygular ve hangi inançlar var?
Kişi tam olarak ne olmasından korkuyor ya da neden kaygılanıyor?
Kontrol etme davranışının altında yalnızca kaygı yoktur. Kaygıyı besleyen bazı inançlar da vardır. Örneğin; “Kontrol etmezsem kötü bir şey olur.”, “Hata yaparsam bunun altından kalkamam.”, “Kontrolü bırakırsam her şey bozulur.”, “Suçlanırım.” ya da “Rezil olurum.” gibi düşünceler bunlardan bazıları olabilir.
Bu inançlar çoğu zaman bugünkü gerçeklikle tam olarak örtüşmez. Ancak kişi bunları yalnızca düşünmez; içeride bunların doğru olduğuna inanır. Bu nedenle terapi sürecinde yalnızca davranışa değil, davranışı ortaya çıkaran duyguyu, o duygunun ilk oluştuğu yaşantıları ve o dönemde karşılanamamış ihtiyaçları anlamaya çalışırız.
EMDR terapisi ve psikodrama gibi yöntemlerde de tam olarak bunun üzerinde çalışılır. Kontrol etme davranışının ortaya çıkmasına neden olan yaşantılar, bu yaşantılara eşlik eden duygular, beden duyumları ve olumsuz inançlar güvenli bir terapi ortamında yeniden ele alınır. Kişi geçmiş deneyimlerini bugünkü yetişkin bakış açısıyla değerlendirebildikçe, yaşadıklarını anlamlandırdıkça ve o dönemde karşılanamayan ihtiyaçları üzerinde çalışabildikçe kaygı azalmaya, kontrol etme ihtiyacı da yavaş yavaş yerini daha esnek bir baş etme biçimine bırakmaya başlar.
Zamanla, “Kontrol etmezsem başıma bir şey gelir.”, “Hata yapmamalıyım.”, “Her şeyi ben kontrol etmeliyim.” gibi katı inançlar yerini daha gerçekçi düşüncelere bırakır.
Terapi sürecinin amacı kişiyi kontrolsüz ya da plansız biri haline getirmek değildir. Amaç, kişinin kontrol edebileceği şeylerle kontrol edemeyeceği şeyleri ayırt edebilmesi ve belirsizlikle de baş edebileceğine dair güven geliştirebilmesidir.
Çünkü hayat hiçbir zaman tamamen kontrol edilebilir olmayacak. İyileşme ise belirsizliklerin olmadığı bir hayat kurmakla değil; o belirsizliklerin içinde de kendimize güvenebilmeyi ve yetişkin tarafımızı güçlendirebilmeyi öğrenmekle başlar.