6 yıl önce · Serap Bilgen · 0 yorum
Kaygı Neden Sürekli En Kötü Senaryoyu Düşündürür?
Kaygının da diğer duygular gibi bir işlevi vardır. Gerçek bir tehlikeyle karşılaştığımızda bizi uyarır, harekete geçmemizi ve gerekli önlemleri almamızı sağlar. Bu anlamda kaygı hayatımız için gerekli bir duygudur. Ancak ortada gerçek bir tehlike olmadığı halde zihnimiz sürekli olabilecek kötü şeyleri düşünüyorsa ne olur?
Telefonla aradığımız çocuğumuz telefonu açmadığında, toplantıda yöneticimiz bizimle konuşmak istediğini söylediğinde ya da bedenimizde daha önce fark etmediğimiz bir şey hissettiğimizde zihnimiz bir anda en kötü ihtimallere gidebilir. Aslında henüz hiçbir şey olmamıştır ama zihnimiz çoktan olabileceklerin peşinden gitmeye başlamıştır. Kaygıyı zorlaştıran şeylerden biri de budur.
Kaygılı Zihin Neden En Kötü İhtimalleri Düşünür?
Kaygı arttığında tehlikeye yönelik dikkatimiz de artabilir. Normalde üzerinde çok fazla durmayacağımız bir durum, olduğundan daha tehlikeli görünmeye başlayabilir. Örneğin çocuğunu telefonla arayan bir anne, çocuğu telefonu açmadığında onun meşgul olabileceğini düşünmek yerine başına kötü bir şey gelmiş olabileceğini düşünmeye başlayabilir. Başka bir örnekte, iş yerinde yöneticisinin kendisiyle konuşmak istediğini öğrenen biri, bunun sıradan bir görüşme olabileceğini düşünmek yerine işini kaybedeceğinden endişelenmeye başlayabilir ya da yakın bir arkadaşından gönderdiği mesaja uzun süre cevap alamayan biri, arkadaşının meşgul olabileceğini düşünmek yerine kendisine kızdığını ya da ilişkilerinde bir sorun olduğunu düşünmeye başlayabilir.
Burada zihin aslında bizi korumaya çalışıyor olabilir. Tehlikeyi önceden fark edersem önlem alabilirim, bütün ihtimalleri düşünürsem hazırlıksız yakalanmam, kontrol edersem kötü bir şeyin olmasını engelleyebilirim diye düşünebiliriz. Fakat bir süre sonra bu koruma çabası kişinin sürekli tehlike aramasına dönüşebilir.
Bir olaydan başka olaylara genellemeler yapılabilir. Yakın bir yerde trafik kazası olduğunu duymak, sevdiğimiz kişinin de kaza geçirmiş olabileceği düşüncesini ortaya çıkarabilir. Küçük bir bedensel belirti ciddi bir hastalığın işareti gibi algılanabilir. Bir insanın yüz ifadesindeki değişiklik, onun bize kızdığı şeklinde yorumlanabilir. Zihin olabilecek pek çok ihtimal arasından giderek daha fazla kötü olanı seçmeye başlayabilir.
Kaygının Altında “Baş Edemem” Düşüncesi Olabilir mi?
Kaygıda yalnızca tehlikenin ne kadar büyük görüldüğü değil, kişinin kendi baş etme gücünü nasıl değerlendirdiği de önemlidir. Bazen kişi olabilecek kötü şeyleri olduğundan büyük görürken kendi baş etme becerisini olduğundan küçük görebilir. Bir şey ters giderse ne yapacağını, kontrolü kaybederse ne olacağını ya da yaşananlarla baş edip edemeyeceğini düşünmeye başlayabilir.
Bu düşüncelerin altında bazen kişinin kendisini dayanıksız, incinebilir ya da olabilecekler karşısında güçsüz hissetmesi bulunabilir. Bu durumda kişinin ihtiyacı yalnızca kötü bir şey olmayacağı konusunda kendisini ikna etmek değildir. Çünkü hayatta hiçbirimiz kötü bir şey olmayacağından tamamen emin olamayız. Belki burada kötü bir şey olma ihtimaline ve bu korkuya değil, böyle bir şey olduğunda onunla baş edemeyeceğimize yönelik inanca bakmak gerekir. Bu ikisi aynı şey değildir. Kaygının önemli bir kısmı tehlikenin kendisinden değil, kişinin o tehlike karşısında kendisini nasıl gördüğünden kaynaklanabilir.
Sürekli Kontrol Etmek Kaygıyı Azaltır mı?
Kaygılandığımızda genellikle kendimizi rahatlatacak yollar bulmaya çalışırız. Tekrar tekrar kontrol edebilir, bir yakınımızı arayabilir, internetten araştırma yapabilir ya da bir başkasından kötü bir şey olmayacağına ilişkin güvence isteyebiliriz.
Bunları yaptığımızda çoğu zaman gerçekten rahatlarız. Ancak bu rahatlama her zaman uzun sürmez. Bir sonraki belirsizlikte yeniden kontrol etmeye ihtiyaç duyabiliriz. Zamanla zihnimiz sanki ancak kontrol ettiğimizde güvende olabileceğimizi öğrenmeye başlayabilir.
Benzer bir durum kaçınmada da görülebilir. Kaygılandığımız bir yere gitmediğimizde ya da korktuğumuz bir şeyi yapmadığımızda kısa süre için rahatlayabiliriz. Ancak bu kez de o durumla baş edip edemeyeceğimizi deneyimleme fırsatımız olmaz. Böylece kişi bir taraftan kaygısından kurtulmaya çalışırken diğer taraftan farkında olmadan kaygının devam etmesine neden olan bir döngünün içinde kalabilir.
Kaygıyla Baş Etmek Her Zaman Kaygıyı Kontrol Etmek midir?
Kaygıyla ilgili en yorucu şeylerden biri sürekli onu kontrol etmeye çalışmak olabilir. Kaygılanmamamız, kötü ihtimalleri düşünmememiz ya da kendimizi hemen sakinleştirmemiz gerektiğini düşünebiliriz. Fakat duygularımız her zaman istediğimiz anda ortadan kalkmaz. Bu nedenle kaygıyı anlamaya çalışırken yalnızca belirtilere değil, kişinin kaygıyla kurduğu ilişkiye de bakmak önemli olabilir. En çok hangi durumlarda kaygılandığımız, zihnimizin hangi ihtimallere gittiği, o anda ne olmasından korktuğumuz ve korktuğumuz şey gerçekten gerçekleşirse neden bununla baş edemeyeceğimizi düşündüğümüz üzerinde durabiliriz.
Bazen bu sorular bizi bugünkü kaygının ötesine götürebilir. Geçmişte kendimizi çaresiz, güvensiz ya da kontrolsüz hissettiğimiz yaşantılar olmuş olabilir. Bazı kişiler çok erken yaşlardan itibaren her şeyi kontrol etmek, sürekli dikkatli olmak ya da olabilecekleri önceden düşünmek zorunda kalmış olabilir. O zaman bugün yaptığımız bir şeyin geçmişte gerçekten bir anlamı olmuş olabilir. Sürekli dikkatli olmak bizi korumuş, kontrol etmek kendimizi daha güvende hissettirmiş ya da en kötü ihtimali düşünmek hazırlıksız yakalanmayacağımız hissini vermiş olabilir. Ancak bir zamanlar işe yarayan bir yolun bugün hala gerekli olup olmadığına bakmak gerekebilir. Belki de kaygıyla ilgili sorulabilecek soru yalnızca “Bu kaygıdan nasıl kurtulabilirim?” değildir. Neden bu kadar güvende olmaya ihtiyaç duyduğumuz ve kötü bir şey olduğunda neden bununla baş edemeyeceğimize bu kadar inandığımız da kaygıyı anlamak için üzerinde durulabilecek bir yer olabilir.
****Bu içerik kaygı hakkında genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Kişiye özel değerlendirme, psikiyatrik tanı veya tıbbi tedavi önerisi niteliğinde değildir. Psikiyatrik değerlendirme, tanı veya tıbbi tedavi gerektiren durumlarda psikiyatri uzmanına başvurulmalıdır.
Etiketler: anksiyete, EMDR, EMDR Terapisi, İzmir EMDR, İzmir psikolog, kaygı, kaygılardan kurtulmak, yaygın anksiyete bozukluğu, yaygın anksiyete bozukluğu emdr, yaygın anksiyete bozukluğu terapi Kategoriler: Psikolojik Sorunlar