Hata: İletişim formu bulunamadı.

Schedule a Visit

Nulla vehicula fermentum nulla, a lobortis nisl vestibulum vel. Phasellus eget velit at.

Call us:
1-800-123-4567

Send an email:
monica.wayne@example.com

Duygusal Yeme

6 yıl önce · · 0 yorum

Duygusal Yeme

Alkol ve madde gibi bağımlılık yapan maddelerin aksine yiyecek olmadan yapabileceğimiz bir şey değildir. Ancak, bazı insanlar için yemek, beslenmenin önüne geçerek zorlayıcı ve hatta bağımlılık yapıcı boyutlara ulaşır.

Yeme bağımlılığı, ruh sağlığı uzmanları tarafından kullanılan mevcut Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı, Beşinci Baskı’da (DSM-5) bir bozukluk olarak kabul edilmese de klinik olarak beslenme ve yeme bozuklukları tanımı kullanılmaktadır. Bunlar arasında bulimia, tıkınırcasına yeme bozukluğu, anoreksiya nervoza; yeme bağımlılığından farklı olsa da bu sorunlar arasında genellikle benzerlikler vardır.

Henüz evrensel olarak kabul edilmiş bir yeme bağımlılığı tanımı olmasa ve kavram tartışmalı olsa da araştırmalar; bazı gıdaların ve gıda kombinasyonlarının bağımlılık yaratabileceği fikrini giderek daha fazla desteklemektedir. Örneğin, şekerli, yağlı, tuzlu yiyecek kombinasyonlarının, beynin ödül merkezini, alkol ve maddeye benzer bir şekilde etkilediği ve haz aldığımızda salgılanan dopaminin aşırı salınımına neden olduğu bilinmektedir.

Beynin ödül merkezinin tekrarlayan şekilde aşırı uyarılması; kontrol edilemeyen, tekrarlayıcı (kompulsif) tüketime yol açabilecek beyin değişimine neden olur. Buna da nöroplastisite diyoruz. Yani, beynimizin yeni duruma (maddeye/yiyeceğe) adapte olarak değişmesi ve bunun sonucunda tekrarlayan yeme ataklarının oluşması. Bir çeşit bağımlılık…

Bağımlılık geliştikten sonra beynimiz değişime uğrar ve kullanılan maddeye uyum sağlar. Bununla birlikte, bazı araştırmacılar bağımlılık yapanın, yiyeceğin kendisinden ziyade yeme davranışının kendisi olduğunu düşünmektedir; bu nedenle yiyecek bağımlılığı yerine “yeme bağımlılığı” teriminin kullanması önerilir.

Yeme üzerine yapılan araştırmalar; yeme bağımlılığının, özellikle aşırı kilolu ya da obez, kadın, 35 yaş üstü bireyler, yeme bozukluğu (tıkınırcasına yeme bozukluğu ya da bulimia gibi) ya da travma yaşayan kişilerde daha yaygın olduğunu göstermektedir.

Tedavi edilmediğinde, bağımlılık, kişinin hayatının birçok yönünün kontrolden çıkmasına neden olabilir. Yeme bağımlılığı olan birinin, genellikle endişe, depresyon ve utanç duyguları dahil olmak üzere büyük bir sıkıntı hissetmesi muhtemeldir. Sağlıksız yiyeceklerin aşırı tüketilmesi, yüksek kolesterol ve kan basıncı, tip 2 diyabet ve obezite ile ilişkili olmak üzere bir dizi diğer tıbbi sorunlar için artan riskleri de beraberinde getirmektedir.

Yeme bağımlısı olan kişiler, genellikle bağımlılık yapan yeme döngüsünü durdurmak isterler ancak buna ya hiç başlayamazlar ya da kendilerini kısa bir süre tutup sonrasında bırakarak eskisinden daha şiddetli bir şekilde yeme atakları yaşarlar. Genellikle, belli dönemlerde diyet yapmaya çalışırlar. Ancak, kötü hissettikleri bir anda tetiklenerek yeme krizine girerler. Tükenmiş, stresli, sıkıntılı, depresif, yetersiz, değersiz, suçlu ve yalnız hissedilen anlarda yeme ataklarına girme olasılığı yüksektir.

Bu bireyler, onları rahatsız eden acı verici duygularıyla geçmişte yiyerek baş etmeye çalışmışlardır. Etkili bir baş etme yöntemi olmasa da rahatsız edici duyguları bastırmanın bir yolu da yemektir. Ancak, bu çok kısa bir süreliğine işe yarar. Yeme eylemi sona erdikten sonra derin suçluluk ve pişmanlık duyguları içe oturuverir.  Krize girerek kendini kaybedercesine yeme davranışı, genellikle otomatik gelişir; beynin düşünsel kısmı dahil olana kadar iş işten geçmiştir.

Yemek yeme, geçici olarak verdiği rahatlama hissi nedeniyle rahatsız edici duygulardan uzaklaşmak için kullanılır. Yiyerek rahatsız edici duygulardan kurtulmaya ya da azaltmaya çalışma; bir çeşit kaçma savunma mekanizmasının kullanımıdır.

Yeme sorunuyla ilgili duygusal yeme kavramı da çokça kullanılmaktadır.

 

Duygusal Yeme Nedir?

Duygusal yeme; kişinin aç olmadığı halde rahatsız edici duygularla baş edebilmek için yemek yemesidir. Bu duygular sıklıkla, yalnızlık hissi, iç sıkıntısı, suçluluk duyguları, yetersizlik, değersizlik hisleri, öfke, utanç ve üzüntüdür. Yemek yeme, beynin ödül/haz bölgesini uyararak kısa süreliğine de olsa bu duygulardan uzaklaşmayı sağlar.

Siz de kendinizi endişeli, mutsuz, depresif, öfkeli ya da sıkıntılı hissettiğiniz anlarınızda, aşırı bir yemek tüketiminde buluyorsanız, hatta çoğunlukla bu tüketimi, karbonhidrat ve şeker oluşturuyorsa duygusal yeme sorunu yaşıyor olabilirsiniz.

 

Duygusal Yemenin Nedenleri

Duygusal yeme sorunu yaşayan kişiler; sorunlarıyla, daha doğrusu onları rahatsız eden duygularla yemek yiyerek baş etmeye çalışırlar. Yemek yiyerek bastırmaya ve rahatlamaya; yani bu duygularla baş etmeye çalışırlar.

Yiyeceklerin beynimizde yer alan haz bölgesini uyarması sonucu bağımlılık etkisi oluşur ve bu durum tekrarlayan bir alışkanlığa ya da bağımlılığa dönüşür.

Temel neden; kişinin rahatsız edici duygularıyla baş edememesi ve bu duygularla yiyerek yani bu duyguları bastırarak, bu duygulardan kaçarak baş etmeye çalışması ve bunun bir döngü haline gelmiş olmasıdır.

Ayrıca, duygusal yeme sorunu olan kişilerin duygusal açlıkla fiziksel açlığı ayırt edemedikleri gözlenmektedir. Yani, gerçekten aç olduklarında yemezler, doyduklarını fark edemezler. Duygusal açlık, ani ve çok yoğun bir yeme dürtüsüdür, bir aşermedir. Fiziksel açlık durumunda gerçek bir açlık söz konusudur. Bu nedenlerle, sadece diyet programı ile zayıflamaya çalışmak sürdürülebilir olmaz ve yetersiz kalır. Çünkü, konu fiziksel olmaktan çok ötedir.

Yeme davranışı; üzüntü, suçluluk, sıkıntı, mutsuzluk ve yalnızlık gibi kişiyi rahatsız eden duygularla baş edebilmek için tekrarlanır. Sonrasında da derin bir pişmanlık, suçluluk, zayıflık, yetersizlik ve değersizlik duyguları tetiklenir.  Bu duygular; daha da kuvvetli yeme ataklarına neden olur. Tamamen duygularla tetiklenen ve pek çok durumla ve duyguyla eşleşmiş bir yeme şekli söz konusudur. Bu nedenle, sadece şimdiki davranışlar üzerinde denetim kurmaya çalışmak etkili bir çözüm sağlamaz.

Geçmişi, şimdiyi ve geleceği çalışmak gerekir.

Duygusal yemede diyet yapmak yeterli gelmez ya da etkili bir sonuç sağlamaz; yeme alışkanlıklarını değiştirmeye yönelik bir müdahale, yaşam tarzını kapsasa dahi yetersiz kalabilir. Çünkü, kötü hissettiğiniz bir zaman illaki olur ve bununla baş etmeye yönelik çalışmamışsanız, eski döngüye çok hızlı bir şekilde geri dönersiniz.

Kötü hissedilen zamanlarda, her şey kötü gidiyormuş gibi bir duygu olur ve beyin, bununla, şimdiye değin  en iyi bildiği yöntemle baş eder; yiyerek…

Duygusal yeme atakları genellikle stres, endişe, can sıkıntısı, yetersizlik, değersizlik ve yalnızlık duygularının tetiklemesiyle oluşur. Kişiler, bir anda gelen bu kuvvetli yeme dürtüsüne engel olamadıklarını ifade ederler.

Duygusal yeme ile ilgili bu kayıtlar, çok eski kayıtlardır; bu kayıtlar duygusal beynimiz olan limbik sistem dediğimiz beynimizin alt bölümünde bulunur. Bu nedenle, çoğunlukla “yanlış olduğunu, kendime zarar verdiğimi biliyorum ama kendime engel olamıyorum” şeklinde ifadeler olur. Çünkü, limbik sistemimiz;  düşünme, planlama, karar verme gibi bilinçli tarafımızı oluşturan ve beynimizin en son gelişmiş bölümü olan korteksten (düşünsel beynimiz) çok daha eskidir. Bu nedenle bilinçli tarafımız limbik sisteme yenik düşer ve beyin, kolay ve eski olanı seçer; geçmişte çok sık yaptığı ve sıklıkla erken çocukluğa ait davranış örüntüsünü; yeme örüntüsünü tekrar eder.

Tam bir paradokstur; aç olmamanıza rağmen yersiniz. Yedikçe suçluluk, pişmanlık ve değersizlik hissedersiniz; suçluluk ve değersizlik hissettikçe bu duygulardan kurtulmak için daha fazla yersiniz. Yemenin iyi gelmediğini bile bile yemeğe devam edersiniz, kendinizi suçlayarak ve bazen de hakaretler ederek daha da fazla yersiniz. Bilinçli tarafınızla kendinize zarar verdiğinizi fark edersiniz aslında, ancak bu döngüden çıkamazsınız. Yemeği bırakamazsınız.

Aslında, aç olduğunuz yer; mideniz değil, ruhunuz ve beyninizdir. 

Kişilerin bu duygusal açlığı yaratan kök inançları, yeme örüntüleri çalışılmadan, sadece bilişsel ve davranışsal müdahaleler ve diyet programlarıyla; görüldüğü üzere çok da kalıcı ve başarılı sonuçlar elde edilemiyor ve tıpkı bağımlılıklarda olduğu gibi bırakıp yeniden başlamak gibi tekrarlayan kısır döngülere dönüşüyor. Yemeyi tetikleyen duygular ve kök inançlar çalışılmadan oluşturulan diyet programları ya da terapiler eksik kalıyor ve kalıcı etkileri olamıyor.

Yeme bozukluklarıyla ilgili ister anoreksiya nervoza, ister bulimia ister tıkanırcasına yeme bozukluğu ya da duygusal yeme sorunu olsun; tamamı erken çocukluk dönemi ile bağlantılıdır. Sorunun kökeni psikoterapi ile çalışılıp halledildiği zaman yeme sorunuyla ilgili gerçek bir değişim ve  dönüşüm  başlar.

Duygusal yeme durumunda; çocuklukta karşılanmamış ihtiyaçların rolü büyüktür. Çocuklukta onaylanma, kabul görme, aidiyet, önemsenme ihtiyacı karşılanmamış kişilerde duygusal yeme sorununun daha fazla olduğunu gözlemliyorum. Bu ihtiyaçları karşılanmamış kişilerde duygusal açlığın görülme ihtimali ve bu ihtiyacı yemek, alkol, madde ya da başka şeylerle doyurma ihtiyacı daha yüksek oluyor. Duygusal yeme davranışını diğer bağımlılıklar gibi düşünürsek; bir çeşit içteki boşluğu doldurma, duygu durumunu değiştirme ve rahatlamaya çalışma olarak da değerlendirilebilir.

Duygusal yeme, varoluşsal açıdan bakıldığında ise kendinden, duygulardan ya da varoluşsal kaygılardan kaçmanın ve uzaklaşmanın bir göstergesidir.

 

Duygusal Yeme ve BEYİN

Zihnimize, bir şeyi yasakladığımızda beyine daha fazla ileti gider ve “yememem gerekli” diye düşündüğünüzde aslında daha fazla tetiklenirsiniz. Yani, yasak koydukça canınız daha çok yemek ister, yiyecekler aklınıza daha çok gelir. Paradoksal olarak kendimize yasak koyduğumuz ya da düşünmemem gerekiyor dediğimiz durumları aklımızdan çıkaramaz hale geliriz. O yüzden gereklilik ve yasak içeren cümleler genellikle ters etki yaratırlar.

Temel doğamız hazza yönelme ve acıdan kaçmak üzerinedir. Beynimiz rahatsız edici olan şeyden bir an önce uzaklaşmak, kaçmak ve haz vereni yapmaya devam etmek üzerine evrimleşmiştir. Yiyecekler aslında yaşamımızı devam edebilmemiz için gereklidir.  Yemek yediğimizde dopamin ve endorfinler salgılanır ve haz duyarız. Aslında, bu hayatta kalmanın evrimsel kodudur. Yemek yemek, su içmek, cinsellik, takdir, başarı, egzersiz vb. esnasında beynin ödül bölgesi uyarılır ve haz duygusu oluşur. Bu haz duygusu bu davranışların tekrar edilmesini sağlar ve bu şekilde de hayatta kalma ve üreme döngüsü sağlanmış olur. Bağımlılık da bu mekanizmadan doğar. Şekerli, yağlı ya da kalorisi yüksek besinler tüketildiğinde, beynimizin bu bölümünde dopamin ve endorfin salınımı olur, parasempatik sinir sistemi devreye girer, geçici de olsa sakinleşiriz ve beyniniz bu durumu olumlu bir deneyim olarak kaydeder.

Kimi stresi ve kaygısını yatıştırmak için kimi yalnızlık duygusunu yatıştırmak için kimi üzüntüsünü dindirmek için kimi yemeyi hak ettiğini düşündüğü için kimi suçluluk duygularıyla kimi öfke duygularıyla kimi değersizlik duygularıyla yiyor, kimi de mutlu hissettiğinde yiyor. Bir şekilde, geçmişte beyinde, bu duygularla yemeğe dair bir kayıt var ve ardından tekrarlarla pekiştirilmiş deneyimler…

Fizyolojik açıdan değerlendirildiğinde, karbonhidrat ve şeker tüketimi sırasında beynin haz bölgesinin uyarılması sonucu, beynin yemeği kolay başa çıkma aracı olarak görme ihtimali de artmaktadır. Bu davranış, tekrarlar sonucunda aynı zamanda öğrenilen bir davranış haline de gelir. Beynimiz her zaman kolay olanı, bildiğini yapma eğilimindedir ve yeme sonrasında ortaya çıkan haz etkisi, beyin tarafından ‘iyi geliyor’ diye yorumlanır ve bu davranış ihtiyaç duyulan anlarda ‘iyi geliyor’ diye kullanılır. Alışkanlıklar, beynimiz tarafından rahatlatıcı olarak algılanır. Geçmişte kötü hissedilen dönemlerde, rahatlamak için yeme davranışı pekişmişse, beyin en kolayı seçer ve otomatik bir şekilde kişi, kendine iyi geldiğini deneyimlediği yeme davranışına doğru yönelir.

 

Duygusal yeme ile çalışırken ben nasıl bir yol izliyorum?

Öncelikle, kişinin yeme kalıbını ve bu kalıbın kökenini anlamaya çalışıyorum. Bu döngüyü ilk başlatan yaşantılar neydi, hangi durumlarla pekişti, hangi durumlar bu örüntüyü hâlâ canlı tutuyor? Tetikleyen durumları, altta yatan ihtiyaçları, yeme davranışını sürdüren içsel motivasyonları birlikte ele alıyoruz. Bu örüntüyü başlatan geçmiş yaşantıları ve anı ağını EMDR/Online EMDR ve psikodrama yaklaşım ve yöntemlerinden faydalanarak çalışıyorum. Herkesin duygusal yeme davranışına dair bellek kayıtları farklıdır. Bu nedenle kişiye özel bir çalışma gerektiğini düşünüyorum. EMDR ve Psikodrama yaklaşımlarını kullanarak beynimizin çok eski kayıtlarına erişerek radikal değişimler yaratabiliyoruz.

Yeme dürtüsünün arkasındaki duygusal yükle çalışırken, aynı zamanda kişinin içsel kontrol duygusunu yeniden inşa etmeye odaklanıyorum. Bu süreçte sadece yeme davranışına değil; beynin öğrenme biçimlerine, alışkanlıkların nasıl oluştuğuna, bağımlılık döngülerine, zorlayıcı duygularla baş etme yollarına da birlikte bakıyoruz. Yemeden baş edebilmenin yollarını, farkındalıkla (mindful) yeme becerisini, özşefkati ve sürdürülebilir yaşam değişikliklerini kapsayan bir psikoeğitim ve danışmanlık süreci sizi bekliyor.

Diyet listeleri, yasaklamalar, iyi niyetli tavsiyeler ve ardından gelen yeme ataklarıyla geçen yıllardan sonra… bu döngüyü birlikte dönüştürmeye ne dersiniz? Üstelik bunun için aynı odada olmamız gerekmiyor. Online (uzaktan) olarak da bu çalışmaları yürütebilir, bu tekrar eden kısır döngüden çıkabilir ve kendinizle barışmanın yeni bir yoluna adım atabilirsiniz.

Bilgi ve randevu için tıklayınız.

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , Kategoriler: Genel

error: İçerik Korunuyor!