Hata: İletişim formu bulunamadı.

Schedule a Visit

Nulla vehicula fermentum nulla, a lobortis nisl vestibulum vel. Phasellus eget velit at.

Call us:
1-800-123-4567

Send an email:
monica.wayne@example.com

Duygusal Yeme Psikodrama Grubu

3 yıl önce · · 0 yorum

Duygusal Yeme Psikodrama Grubu

Yemek yeme dünya ile kurduğumuz en temel ilişki. Yemekle nasıl bir ilişkim var? Yeme davranışımızı belirleyen içsel dinamiklerimiz neler? Duygusal Yeme; duyguları bastırma, duygularla baş edebilmek için yemek yeme ve besinler yoluyla kendini sakinleştirme hali. Peki, hangi duygu/lar fazla geliyor ve yatışma ihtiyacı duyuyorum? Hangi duyguma katlanamıyorum? Yiyerek aslında ne yapmaya çalışıyorum?

Duygusal yeme davranışımın işlevi ne? Ne zamanlar tetikleniyorum? Yeme davranışım kendimle ilgili neler söylüyor olabilir? Bedenime zarar verdiğimi bilmeme ve hiç istemiyor olmama rağmen neden yemeye devam ediyorum? Beslenme tarzımı neden değiştiremiyorum? Nasıl değiştirebilirim?

Pandemi Sürecinde Ruh Sağlığı

6 yıl önce · · 0 yorum

Pandemi Sürecinde Ruh Sağlığı

Pandemi halen sürüyor ve belirsizlik devam ediyor. Yaşam durdu ya da başka türlü akıyor diyebiliriz. Pandeminin uzaması, çaresizlik ve umutsuzluk duygularını da arttırıyor maalesef. 

Pandemi devam ederken; siz, ruh sağlığınızı korumak için neler yapıyorsunuz?

21 Gün Kuralı ve Yeni bir Alışkanlık Kazanmak

6 yıl önce · · 3 yorum

21 Gün Kuralı ve Yeni bir Alışkanlık Kazanmak

21 gün istenmeyen bir alışkanlığı bırakıp yeni bir alışkanlık kazanmak için yeterli bir süre mi?

Danışanlarımdan ya da çevremdeki kişilerden sıklıkla duyduğum şey, 21 gün sabredebilsem yapacağım. Örneğin, ilk bir kaç gün sigara içmesem bir daha içmem zaten… İlk bir kaç günü atlatsam… Biraz dayansam, katlansam geçecek, alışacağım.

21 gün şekerli bir şeyler yemesem zaten canım istemeyecek… 21 gün dişimi sıksam olacak aslında…

21 gün kuralı nereden geliyor?

21 gün kuralı, bir plastik cerrahın kendi hastaları üzerinde yaptığı gözlemlerine dayanmaktadır. Dr. Maxwell Maltz, 1960 tarihli “Psycho-Cybernetics” adlı kitabında, burun ameliyatı gibi estetik bir müdahale sonrasında hastanın yeni yüzüne alışmasının yaklaşık 21 gün sürdüğünü, kol ve  bacak gibi bir uzvu kesilen bireylerin yeni durumlarına alışma öncesinde, yaklaşık 21 gün hayalet uzuv (hayalet uzuv: olmayan uzvun hissedilen ağrısı) algılayabileceğine dair gözlemini paylaşmış ve kitabının önsözünde “Bu deneyimler ve yaygın olarak gözlemlenen pek çok fenomen, bir zihinsel görüntünün silinip yerine yenisinin gelebilmesi için minimum 21 gün geçmesi gerektiğini gösterir’  şeklinde görüşünü paylaşmış ve bu kitabı dünya genelinde çok satmış. Sonrasında, bir plastik cerrahın aslında insan bedenine ait bu gözlemleri ve “minimum 21 gün geçmesi gerekir” açıklaması kulaktan kulağa öyle bir yayılmış ki “Yeni bir alışkanlık 21 günde oluşur” mitini ortaya çıkarmış. Mit diyorum, çünkü bu bir mit, yanlış bir inanış. Tek bir cerrahın, üstelik sadece, bedenleriyle ilgili operasyon geçiren kişilerin, bedenlerine ortalama alışma süreleri üzerine bir gözlemini içermekte.  Bu gözlemden, “davranış değişimi için 21 gün geçmesi gerekir” gibi bir yorum ortaya çıkmış ve bu varsayım, her davranış için genellenmiş. 21 Gün, büyülü bir sayı olmuş, ilham verecek kadar kısa, inandırıcı olabilecek kadar uzun… Kim, üç hafta içerisinde hayatını değiştirmenin mümkün olduğu fikrinden hoşlanmaz ki?

Deprem Sonrası Psikolojik Etkiler ve Deprem Korkusu

6 yıl önce · · 0 yorum

Deprem Sonrası Psikolojik Etkiler ve Deprem Korkusu

Deprem, yalnızca yaşandığı anla sınırlı kalmayan, sonrasında da bir süre kendimizi güvende hissetmekte zorlanmamıza neden olabilen bir yaşantıdır. Deprem bittikten sonra en küçük bir sarsıntıda bile irkilebilir, gece uyumakta zorlanabilir, tekrar deprem olacakmış gibi hissedebilir ya da bulunduğumuz binanın güvenli olup olmadığını sürekli kontrol etme ihtiyacı duyabiliriz.

Özellikle depremin hemen sonrasında kaygı, korku, uykusuzluk, aşırı irkilme, çarpıntı, nefes alışverişinde değişiklik, dikkati toplamakta zorlanma ve sürekli tetikte olma gibi tepkiler görülebilir. Bunlar yaşanan olağanüstü bir olayın ardından ortaya çıkabilen stres tepkileridir ve birçok kişide genellikle zaman içerisinde azalır.

Ancak herkes depremden aynı şekilde etkilenmez. Depremin şiddeti, kişinin deprem sırasında yaşadıkları, yaralanma, enkaz altında kalma, bir yakınını kaybetme, daha önce yaşanan zorlayıcı deneyimler, kişinin sahip olduğu sosyal destek ve deprem sonrasında güvenli yaşam koşullarına ulaşıp ulaşamaması gibi birçok etken, kişinin depremden psikolojik olarak ne ölçüde etkileneceğinde rol oynar.

Psikoterapiye Gelme Nedenlerinin Nörobilimi

6 yıl önce · · 0 yorum

Psikoterapiye Gelme Nedenlerinin Nörobilimi

1. Stres altındayken dilin ve öngörü kapasitesinin baskılanması

Araştırmalar, travmatik durumlar ya da uyarılmanın yüksek olduğu durumlarda beynimizde konuşma bölümünden sorumlu olan broca bölgesinin aktivitesinin ketlendiğini gösteriyor. Peki, bu ne anlama gelir?

Duygularımızı söze dökemediğimiz zaman yaşadığımız olayı anlamlandırmak ve onunla ilgili duygu ve düşünceleri bütünleştirmek zorlaşır. Söze dökülüp olay anlatılamadığında, yaşanan deneyimin anlamlandırması da güçleşir ve yaşanan olay bellekte olduğu haliyle, işlemlemeden, anlamlandıramadan kaydedilebilir. Dil kullanılmadığında, çevredeki kişilerle kurulan olumlu ilişkilerin destekeleyici etkisinden de birey mahrum kalır.

Terapide, duyguların söze dökülmesi, broca bölgesinin ketlenmesini azaltabilir; beynin sağ ve sol yarım kürelerinin birbirleriyle daha uyumlu ve dengeli çalışmasını sağlayabilir.

Psikoterapi ve Beyin

6 yıl önce · · 0 yorum

Psikoterapi ve Beyin

Her birimizin beyni; beslenme, iklim, kültür ve dil aracılığıyla ve tabiki ebeveynlerimiz ya da bize temel bakım verenlerimiz tarafından benzersiz olarak şekillenir. Yaşamımızın ilk yıllarında şekillenen beynimiz yazgımıza dönüşür ve yaşamımızın ilerleyen dönemlerindeki tercihlerimizi, ilişkilerimizi, stres karşısındaki tepkilerimizi ve duygularımızı düzenleme şeklimizi belirler.

Beynimiz her daim hayatta kalmamıza yönelik çalışır.

  • Yaşamın ilk yıllarında bakım aldığımız ebeveynlerimizde psikolojik bir sorun varsa
  • Ebeveynlerimizin sağlıklı olmayan tavırları durumunda,
  • İhtiyaçlarımızın karşılanmadığı durumlarda,
  • Ebeveynlerin yokluğu durumunda,
  • Travmatik olayların olduğu durumlarda
  • Fiziksel, cinsel ya da duygusal istismar varsa,
  • İhmal varsa;

beynimiz bu durumlarla baş edebilecek şekilde hayatta kalmaya çalışır ve bu durumlara uyum sağlayarak şekillenir. Ancak, bu şekillenmenin, ilerleyen dönemlerde, bozucu etkisi ortaya çıkar.

Sağlıklı olmayan bir aile yapısı içerisinde hayatta kalabilmek için bu yapıya uyum sağlayan çocukların gelişiminde çarpıklıklar meydana gelir. Bu da sorunlara neden olur. Geçmişte sağlıklı olmayan bir duruma uyum sağlamak; şimdiki yaşamda sağlıklı tepkiler verememeye neden olur. Beyin için sürekli maruz kaldığı sağlıksız durum, normal olarak algılanır. Bu nedenle, birey hayata uyum sağlayamaz ya da geçmişte öğrendiği sağlıksız baş etme yöntemlerini kullanır.

Duygusal Yeme

6 yıl önce · · 0 yorum

Duygusal Yeme

Yiyecek olmadan yapabileceğimiz bir şey değil. Ancak, bazı insanlar için yemek, beslenmenin önüne geçerek başka bir işlev görmeye başlar. Henüz evrensel olarak kabul edilmiş bir yeme bağımlılığı tanımı olmasa ve kavram tartışmalı olsa da araştırmalar; bazı gıdaların ve gıda kombinasyonlarının bağımlılık yaratabileceği fikrini giderek daha fazla desteklemektedir. Örneğin, şekerli, yağlı ve tuzlu yiyecek kombinasyonlarının, beynin ödül merkezini etkilediği ve haz aldığımızda salgılanan dopaminin aşırı salınımına neden olduğu bilinmektedir.

Duygusal yeme sorunu olan kişiler, yaşadıkları bu yeme döngüsünü durdurmak isterler ancak buna ya hiç başlayamazlar ya da kendilerini kısa bir süre tutup sonrasında bırakarak eskisinden daha şiddetli bir şekilde yeme atakları yaşarlar. Genellikle, belli dönemlerde diyet yapmaya çalışırlar. Ancak, kötü hissettikleri bir anda tetiklenerek yeme atakları yaşayabilirler. Araştırmalar, üzgün, tükenmiş, stresli, sıkıntılı, öfkeli, depresif, yetersiz, değersiz, suçlu ve yalnız hissedilen anlarda atak yaşama olasılığının yüksek olduğunu göstermektedir.

Yemek yeme, geçici olarak verdiği rahatlama hissi nedeniyle rahatsız edici duygulardan uzaklaşmak için kullanılır. Yiyerek rahatsız edici duygulardan uzaklaşmaya çalışma; bir çeşit kaçma savunma mekanizmasının kullanımıdır. Etkili bir baş etme yöntemi olmasa da yemek yiyerek rahatsız edici duyguları bir süreliğine bastırmak mümkündür. Ancak yedikten sonra suçluluk ve pişmanlık duyguları içe oturuverir. Kendini kaybedercesine yeme davranışı, genellikle otomatik gelişir; beynin düşünsel kısmı dahil olana kadar iş işten geçmiştir.

Terapide Neden Çocukluğa İnilir?

6 yıl önce · · 0 yorum

Terapide Neden Çocukluğa İnilir?

Bugün yaşadığımız bir sorunu anlamaya ya da çözmeye çalışırken neden yıllar önce yaşadıklarımıza bakıyoruz?

Bazen bugün verdiğimiz tepkileri yalnızca bugün yaşananlarla açıklamak zor olabilir ve geçmiş yaşantılarımız şimdiki sorunlarımızın kaynağını oluşturabilir.

Geçmiş deneyimlerimizle oluşan anı ağlarımız belirli bir şekilde düşünmemize ve belirli bir şekilde hissetmemize neden olarak kişilik özelliklerimizi ve tercihlerimizi oluşturur. Şimdiye ait bazı duygu, davranış ve tepkilerimiz, geçmişte yaşadığımız deneyimlerimizden kaynaklanır. Bu dile şöyle yansıyabilir:

  • ‘Mantıken öyle hissetmemem gerektiğini biliyorum ama değersiz hissediyorum’
  • ‘Mantıklı düşününce öyle olmadığını biliyorum ama içten içe yetersiz hissediyorum’
  • ‘Neden bile bile aynı hataları yapmaya devam ediyorum, anlamıyorum’
  • ‘Yanlış yaptığımı biliyorum ama kendimi böyle yapmaktan alıkoyamıyorum’
  • ‘Yetersiz olmadığımı biliyorum ama içten içe kendimi yetersiz hissediyorum.”
  • “Bir daha böyle davranmayacağım diyorum ama yine aynı şeyi yapıyorum.”
  • “Neden hep benzer ilişkilerin içinde buluyorum kendimi?”

Bir şeyi mantıken bilmekle onu duygusal olarak hissedebilmek aynı şey değildir.

Bazı durumlarda, düşüncenizin ve hissinizin, olayı düşündüğünüzde mantıksız olduğunu bilirsiniz ancak içsel olarak hissettiğiniz şeye engel olamazsınız. İşte, böyle durumlarda, tepkiniz ver duygularınız geçmişte benzer hissettiğiniz başka bir yaşantıdan etkileniyor ve bu olaya aktarılıyor olabilir.

Geçmiş Yaşantılarımız Bugünkü Duygularımızı Nasıl Etkiler?

Çocukluk döneminde yaşadıklarımız kendimiz, diğer insanlar ve dünya hakkında bazı inançlara yol açar.  Sık eleştirilen bir çocuk zamanla “Yeterince iyi değilim” diye düşünmeye başlayabilir. Duyguları önemsenmeyen biri “Hissettiklerim önemli değil” sonucuna varabilir. Hata yaptığında utandırılan bir çocuk hata yapmaktan korkabilir. Ne zaman ne olacağını kestiremediği bir ortamda büyüyen biri ise güvende kalabilmek için her şeyi kontrol etmeye ihtiyaç duyabilir. Bunlar çocukken içinde bulunduğumuz koşulları anlamlandırmak ya da baş etmek için gerekli olmuş olabilir. Ancak çocuklukta oluşan bazı düşünceler, duygular ve davranış biçimleri koşullar değişmesine rağmen yetişkinlikte de devam edebilir. Bu nedenle yalnızca “Şimdi ne oluyor?” sorusuna değil, “Bu duygu bana nereden tanıdık geliyor?” sorusuna da bakılabilir.

Neden Bazı Anıları Unuturken Bazılarını Hala Hatırlarız?

Altı gün önce ne yediğinizi hatırlamayabilirsiniz. Ama ilkokulda herkesin içinde alay edildiğiniz bir anı yıllar sonra bile hatırlıyor olabilirsiniz. Çünkü belleğimiz bütün yaşantıları aynı şekilde hatırlamaz. Özellikle duygusal açıdan önemli olayların bazı ayrıntıları, bunlarla ilişkili duygular ve bedensel duyumlar uzun yıllar geçmesine rağmen tüm ayrıntılarıyla hatırlanabilir. Bununla birlikte bir anıyı ayrıntılı hatırlamak onun mutlaka travmatik olduğu, hatırlamamak ise bizi etkilemediği anlamına gelmez.

Bazen geçmişte yaşadığımız bir durumla bugünkü bir olay arasında benzerlik olduğunda eski duygular yeniden ortaya çıkabilir. Örneğin çocukluğunda yoğun biçimde eleştirilmiş biri, yetişkin olduğunda yöneticisinden gelen küçük bir eleştiri karşısında beklediğinden çok daha fazla kaygılanabilir.

Kendimize böyle durumlarda şu soruyu sorabiliriz:

Bugün yaşanan şey, neden benim için bu kadar önemli?

“Mantıken Biliyorum Ama Böyle Hissediyorum” Bence geçmişle bugün arasındaki ilişkiyi en iyi anlatan cümlelerden biri budur.

Kişi değerli olduğunu düşünebilir ama reddedildiğinde kendisini bir anda değersiz hissedebilir. Başarılı olduğunu bilir ama küçük bir hata yaptığında “Ben başarısızım” düşüncesine kapılabilir. Partnerinin birkaç saat cevap vermemesinin terk edilmek anlamına gelmediğini bilir ama yine de yoğun bir terk edilme korkusu yaşayabilir.

Burada kişinin düşüncesiyle duygusu arasında bir mesafe vardır.

Çocukluğa Bakmak Ne Anlama Gelir?

Bugün yaşanan güçlüğü anlamlandırırken geçmiş deneyimlerin bununla bir bağlantısı olup olmadığını görebilmektir. Örneğin kişi bugün neden sınır koyamadığını anlamaya çalışıyorsa yalnızca “Nasıl hayır diyebilirim?” sorusuna bakmak yeterli olmayabilir. Hayır dediğinde ne hissettiği, ne olacağından korktuğu ve bu korkunun kendisi için ne ifade ettiği de önemlidir. Belki hayır demek onun için yalnızca bir sınır koymak değildir. Karşısındaki insanı üzmek, reddedilmek, sevilmemek ya da “kötü biri” olmak anlamına geliyor olabilir. Bugünkü davranışlarımızın geçmişte çok anlaşılır bir nedeni olduğunu fark etmek, kendimize başka bir yerden bakmamıza yardımcı olabilir. Ve başka ihtimallerin varlığını daha net görmemizi sağlar.

Geçmişi Anlamak Bugünü Anlamamıza Yardımcı Olabilir mi?

İnsanlar genellikle çocukluklarında yaşadıkları bir utanç anısını konuşmak için psikolojik destek aramazlar. Daha çok bugün yaşadıkları bir şey nedeniyle gelirler: tekrar eden bir ilişki sorunu, yoğun kaygı, terk edilme korkusu, değersizlik hissi, öfke, sınır koymakta zorlanma ya da kendilerini tekrar tekrar aynı yerde bulmaları gibi. Ancak bugünkü güçlüğe biraz daha yakından baktığımızda bazen daha eski bir hikayenin izleriyle karşılaşabiliriz.

Yetersizim, yeterince iyi değilim, aptalım, değersizim, başarısızım, başaramam, utanç vericiyim, kusurluyum, yalnızım ve hep yalnız kalacağım, terk edileceğim, güvende değilim, kontrol bende değil, güçsüzüm, bende bir sorun var, çaresizim, zayıfım, acizim, suçluyum, kötü biriyim…  Kendimizle ilgili taşıdığımız bu tür olumsuz düşünce ve inançların nerede ve nasıl oluştuğunu anlamlandırmak önemlidir.

Kişinin geçmiş deneyimleriyle bugün kendisi hakkında neye inandığı arasındaki bağlantılara bakmak ve bunlar üzerinde çalışmak, geçmişle şimdinin birbirinden ayrılmasına ve geçmişte oluşmuş olumsuz inançların zamanla gücünü kaybetmesine ve böylece kişinin kendisine artık geçmişin gözünden değil, bugünkü haliyle daha güçlü, yeterli ve değerli bir yerden görebilmesine alan açar.

 

 

***Bu içerik geçmiş yaşantılar hakkında genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Kişiye özel değerlendirme, tanı veya tedavi önerisi niteliğinde değildir. Tanı veya tıbbi tedavi gerektiren durumlarda psikiyatri uzmanına başvurulmalıdır.

 

 

Yazının devamı niteliğinde olan Geçmişin Şimdiye Etkisi başlıklı yazıyı okumak için başlığı tıklayınız. 

Olumsuz Çocukluk Yaşantılarının Yetişkinlikteki Etkileri Neler Olabilir?

6 yıl önce · · 0 yorum

Olumsuz Çocukluk Yaşantılarının Yetişkinlikteki Etkileri Neler Olabilir?

Çocukken yaşanılan ve bir çocuk için zorlayıcı olarak adlandırabileceğimiz deneyimler, yıllar sonra bile hatırlanabilir ya da yetişkinlikte bazı duygu, düşünce ve davranışlarla ilişkili olabilir. Bu travmatik olarak adlandırabileceğimiz yaşantı; fiziksel ya da cinsel bir istismar olabileceği gibi utandırılma, ad takma gibi duygusal bir istismar, fiziksel ya da duygusal ihtiyaçların karşılanmadığı bir ihmal de olabilir.

Duygusal istismar ve ihmal bireyin kendisiyle ve başkalarıyla kurduğu ilişki üzerinde uzun süreli etkiler bırakabilir. Bazı kişilerde bu tür yaşantılar, yetişkinlikte yaşanan kaygı, endişe ya da terk edilme korkusu gibi güçlüklerle ilişkili olabilir.

Geçmişte yaşananlarla bugün yaşadığımız sorunlar arasında her zaman doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi kurmak mümkün değildir. Ancak çocukluk yaşantılarımızın kendimizle, diğer insanlarla ve dünyayla ilgili geliştirdiğimiz bazı düşünce ve inançlarla ilişkili olabileceğini biliyoruz. Bu nedenle bugün tekrar tekrar yaşadığımız bazı duyguların ve davranışların geçmişimizle nasıl bir bağlantısı olduğunu anlamaya çalışmak önemli olabilir.

Bununla birlikte, aşağıdaki durumlar tek başına geçmişte olumsuz ya da travmatik bir yaşantı bulunduğunu göstermez. Aşağıda listelenen durumların çoğu aynı zamanda başka durumlarla da ilişkili olabilir. Örneğin, çocukken zorlayıcı bir deneyim yaşamadan da bugüne dair endişe yaşayabilirsiniz. Yine de bazı kişilerde bazı duygu ve davranışların geçmiş yaşantılarla olası bağlantıları üzerinde durmak anlamlı olabilir. Gelin, geçmiş yaşantılarla ilişkili olabilecek bazı duygu, düşünce ve davranış örüntülerine daha yakından bakalım.

error: İçerik Korunuyor!