Hata: İletişim formu bulunamadı.

Schedule a Visit

Nulla vehicula fermentum nulla, a lobortis nisl vestibulum vel. Phasellus eget velit at.

Call us:
1-800-123-4567

Send an email:
monica.wayne@example.com

Bedenimiz Bize Neler Anlatıyor?

6 yıl önce · · 0 yorum

Bedenimiz Bize Neler Anlatıyor?

Bir ağrınız, acınız ya da fiziksel bir rahatsızlığınız olduğunda ilk olarak doğal biçimde bedensel bir neden ararsınız. Ve olması gereken de budur. Yeni başlayan, tekrarlayan ya da nedeni bilinmeyen fiziksel belirtilerin öncelikle tıbbi olarak değerlendirilmesi önemlidir.

Ancak bedenimizle ruhsal yaşantımız birbirinden tamamen bağımsız değildir. Bazen yoğun stres altında olduğumuz dönemlerde bedenimizdeki bazı değişiklikleri daha fazla fark ederiz. Başımız ağrır, kaslarımız gerilir, uykumuz değişir, midemizde bir sıkışma hissederiz. Bazen de zaten var olan bedensel bir yakınmanın stresli dönemlerde arttığını fark ederiz.

Peki bedenimizde olanlarla hayatımızda olanlar arasında bazen bir ilişki olabilir mi?

Hayatımızın bazı dönemleri diğerlerinden daha zorlayıcıdır. Ergenlik, evlenme, çocuk sahibi olma, yeni bir işe başlama, sevdiğimiz birini kaybetme, işimizi kaybetme, boşanma ya da yaşamımızdaki başka önemli değişiklikler yalnızca zihinsel olarak değil, bedensel olarak da bizi etkileyebilir. Çünkü stres yalnızca düşündüğümüz bir şey değildir; aynı zamanda bedenimizin de içinde olduğu bir süreçtir.

Takıntılı Düşünceler Zihnimizi Neden Meşgul Ediyor Olabilir?

6 yıl önce · · 0 yorum

Takıntılı Düşünceler Zihnimizi Neden Meşgul Ediyor Olabilir?

Aklımıza bazen şöyle düşünceler gelir: Ya kapıyı kilitlemediysem?”, Ya yanlış bir şey söylediysem?”, Ya birine zarar verirsem?”, Ya kötü bir şey olursa?” gibi… Aslında istenmeyen, tuhaf ya da rahatsız edici düşüncelerin zaman zaman zihne gelmesi oldukça yaygındır. Peki bazı düşünceler gelip geçerken neden bazıları zihnimizde takılıp kalır?

Elbette bir konuyu uzun süre düşünmek her zaman takıntılı bir düşünce anlamına gelmez. Bazen bir sorunu çözmek, bir karar vermek ya da yaşadığımız bir şeyi anlamlandırmak için aynı konu üzerinde tekrar tekrar düşünebiliriz. Burada sözünü ettiğim ise bundan biraz farklı: Kişinin istemediği halde tekrar tekrar zihnine gelen, rahatsızlık yaratan ve bir sonuca ulaşmaktan çok kişiyi aynı düşüncenin etrafında dönüp durmaya iten düşünceler…

Fobi Nedir? Korku ve Fobi Arasındaki Fark Nedir?

6 yıl önce · · 0 yorum

Fobi Nedir? Korku ve Fobi Arasındaki Fark Nedir?

Korku yaşamımız için gerekli ve işlevsel bir duygudur. Bizi tehlikelerden korur ve gerektiğinde uzaklaşmamızı sağlar. Ancak bazen ortada gerçek bir tehlike olmadığı halde belirli bir nesne ya da durum karşısında oldukça yoğun bir korku yaşayabiliriz.

Fobi; belirli bir nesne ya da durum karşısında ortaya çıkan yoğun korku ve bu korkuyla ilişkili kaçınma davranışlarıyla tanımlanabilir. Kişi çoğu zaman korkusunun içinde bulunduğu durumla orantılı olmadığını bilir. Buna rağmen korktuğu nesne ya da durumla karşılaştığında hissettiği korkuya engel olmakta zorlanabilir.

Örneğin köpeklerden korkan biri, karşısında hırlayan ve kendisine doğru yaklaşan bir köpek olduğunda korkabilir. Buradaki korku, gerçek bir tehlikeye karşı verilen anlaşılır bir tepkidir. Ancak sahibinin yanında tasmasıyla yürüyen küçük bir köpeği uzaktan görmek bile kişide yoğun bir korku yaratıyorsa durum farklıdır. Köpek korkusu olan bazı kişiler için köpeğin kendilerine ulaşamayacak kadar uzakta olması bile yeterince korkutucu olabilir. Aynı durum kedi korkusu, uçak korkusu, asansör korkusu ya da başka korkular için de geçerli olabilir.

Korku ile Fobi Arasındaki Fark Nedir?

Her korku fobi değildir. Bir şeyden korkuyor olmamız tek başına fobimiz olduğu anlamına gelmez. Burada korkunun ne kadar yoğun olduğu, gerçek tehlikeyle ne kadar orantılı olduğu, kişinin o durumdan ne ölçüde kaçındığı ve günlük yaşamının bundan nasıl etkilendiği önemlidir.

Fobisi olan kişiler korktukları nesne ya da durumla karşılaştıklarında yoğun kaygı yaşayabilirler. Kalp atışında hızlanma, terleme, titreme, nefes alışverişinde değişiklik, baş dönmesi ya da ortamdan hemen uzaklaşma isteği gibi tepkiler ortaya çıkabilir. Bazı kişilerde bu kaygı oldukça yoğun yaşanabilir.

Korkular Günlük Yaşamımızı Nasıl Etkileyebilir?

Korkulan nesne kişinin kolaylıkla kaçınabileceği ve günlük yaşamında pek karşılaşmadığı bir şeyse, bu korku uzun süre yaşamında önemli bir sorun yaratmayabilir. Ancak bazen kaçınmak giderek zorlaşır. Örneğin uçak korkusu olan biri yıllarca uçağa binmeden yaşayabilir. İş ya da başka bir nedenle sık seyahat etmesi gerektiğinde ise uçak korkusu yaşamını belirgin biçimde kısıtlamaya başlayabilir. Uçağa binmemek için uzun saatler araç kullanabilir, bazı seyahatlerden vazgeçebilir ya da daha uçağa binmeden günler önce kaygılanmaya başlayabilir.

Benzer biçimde asansör korkusu olan biri sürekli merdivenleri kullanabilir; kedi veya köpek korkusu olan biri hayvanla karşılaşabileceğini düşündüğü yerlere gitmekten kaçınabilir. Burada önemli sorulardan biri şudur: Korktuğum şeyden kaçınabilmek için hayatımda neleri değiştirmeye başladım?

Kedi Korkusu ve Kedi Fobisi

Kedilerden hoşlanmamakla kedilerden yoğun biçimde korkmak aynı şey değildir. Kedi korkusu yaşayan bazı kişiler bir kedinin bulunduğu ortama girmekte zorlanabilir, kedinin yaklaşmasından endişe duyabilir ya da sokakta bir kedi gördüğünde yolunu değiştirebilir.

Bazen korku yalnızca kediyle karşılaşıldığında değil, karşılaşma ihtimali düşünüldüğünde de ortaya çıkabilir. Kişi gideceği yerde kedi olup olmadığını önceden öğrenmeye çalışabilir veya kedinin bulunabileceğini düşündüğü ortamlardan uzak durabilir.

Uçak Korkusu ve Uçak Fobisi

Uçak korkusu yalnızca Uçak düşecek.” düşüncesinden oluşmayabilir. Bazı kişiler için kontrolün kendisinde olmaması, uçağın içinden istediği zaman çıkamamak, türbülans yaşamak ya da uçuş sırasında kendisine bir şey olacağı düşüncesi korkutucu olabilir.

Uçak korkusu olan biri uzun süre uçmayarak bu korkuyla karşılaşmadan yaşayabilir. Ancak işi, ailesi ya da yaşam koşulları nedeniyle seyahat etmesi gerektiğinde korku yaşamını daha fazla kısıtlamaya başlayabilir. Kişi uçmamak için çok uzun yolları araçla gitmeyi tercih edebilir ya da yapmak istediği bazı seyahatlerden vazgeçebilir.

Mesele yalnızca uçaktan korkmak değil; korkunun kişinin yaşamında ne kadar alan kaplamaya başladığı ve yaşamını ne kadar engellediğidir.

Asansör Korkusu

Asansör korkusunda kişinin korktuğu şey herkeste aynı olmayabilir. Kapalı kalmak, dışarı çıkamamak, asansörün bozulması ya da içerideyken yoğun kaygı yaşamak bazı kişiler için korkutucu olabilir. Asansöre binmemek ve merdivenleri kullanmak kişiyi kısa vadede rahatlatabilir. Ancak bu rahatlama aynı zamanda kaçınma davranışının devam etmesine de katkıda bulunur.

Kaçındıkça Korku Neden Devam Eder?

Fobilerde üzerinde durulan önemli konulardan biri kaçınma davranışıdır. Korktuğumuz bir şeyden uzaklaştığımızda çoğu zaman hemen rahatlarız. Örneğin kedi korkusu olan biri karşıdan bir kedi geldiğini gördüğünde yolunu değiştirirse korkusu azalır. Asansörden korkan biri merdivenleri kullandığında rahatlar. Uçaktan korkan biri seyahatini iptal ettiğinde kaygısı düşer. Bu rahatlama, kaçınmayı bir sonraki sefer için daha güçlü bir seçenek haline getirebilir. Kişi kısa vadede rahatlar ancak korktuğu durumla ilgili farklı bir deneyim yaşama fırsatı da bulamaz. Böylece kaçınma, bazı korkuların devam etmesinde rol oynayan etkenlerden biri haline gelebilir.

Zaman içerisinde kişi yalnızca korktuğu nesneden değil, onunla karşılaşabileceği durumlardan da kaçınmaya başlayabilir. Bu nedenle başlangıçta oldukça sınırlı olan bir korku bazen kişinin yaşamında giderek daha fazla yer kaplayabilir.

Bazı Korkular Neden Bu Kadar Güçlüdür?

Korku ve kaygı aslında yararlı duygulardır. Sahip olduğumuz diğer duygular gibi onların da bir işlevi vardır. Korku, olası bir tehlikeye karşı dikkatimizi yöneltmemize ve kendimizi korumamıza yardımcı olur. Ancak beynimizin tehlike sistemi her zaman yalnızca gerçekten tehlikeli olan şeylere tepki vermez. Geçmişte yaşadığımız bir deneyim, gözlemlediğimiz bir olay, öğrendiğimiz bilgiler ya da zaman içerisinde oluşan bazı çağrışımlar belirli bir nesnenin veya durumun bizde yoğun korku yaratmasına neden olabilir.

Bu nedenle bazen korkunun neden bu kadar güçlü olduğunu anlamak için yalnızca korktuğumuz nesneye ya da duruma değil, onun bizde neyi çağrıştırdığına bakmak gerekebilir. Çünkü korktuğumuz şeyin bizim için anlamı önemlidir. Bir nesne ya da durum bizim için çaresiz kalmak, kontrolü kaybetmek, kontrolün bizde olmaması, güvende hissedememek ya da bir şey olduğunda baş edememek gibi anlamlar taşıyabilir. Bu nedenle, nesnenin gerçekte ne kadar tehlikeli olduğundan bağımsız olarak, bizim için ne anlama geldiği korkunun neden bu kadar güçlü yaşandığını anlamamıza yardımcı olabilir.

***Bu içerik korku ve fobi hakkında genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Burada yer alan bilgiler kişiye özel değerlendirme, psikiyatrik tanı veya tıbbi tedavi önerisi niteliğinde değildir. Psikiyatrik değerlendirme, tanı veya tıbbi tedavi gerektiren durumlarda psikiyatri uzmanına başvurulmalıdır.

Kaygı Neden Sürekli En Kötü Senaryoyu Düşündürür?

6 yıl önce · · 0 yorum

Kaygı Neden Sürekli En Kötü Senaryoyu Düşündürür?

Kaygının da diğer duygular gibi bir işlevi vardır. Gerçek bir tehlikeyle karşılaştığımızda bizi uyarır, harekete geçmemizi ve gerekli önlemleri almamızı sağlar. Bu anlamda kaygı hayatımız için gerekli bir duygudur. Ancak ortada gerçek bir tehlike olmadığı halde zihnimiz sürekli olabilecek kötü şeyleri düşünüyorsa ne olur?

Telefonla aradığımız çocuğumuz telefonu açmadığında, toplantıda yöneticimiz bizimle konuşmak istediğini söylediğinde ya da bedenimizde daha önce fark etmediğimiz bir şey hissettiğimizde zihnimiz bir anda en kötü ihtimallere gidebilir. Aslında henüz hiçbir şey olmamıştır ama zihnimiz çoktan olabileceklerin peşinden gitmeye başlamıştır. Kaygıyı zorlaştıran şeylerden biri de budur.

Aşk ve Aşk Acısı

6 yıl önce · · 0 yorum

Aşk ve Aşk Acısı

Aşk, psikodinamik perspektiften erken çocukluk dönemindeki anneyle olan birlikteliğin yeniden yaşantılanmasıdır.  Jung’a göre aşk, kişinin ideal benliğini aşık olduğu kişiye yansıtmasıdır. Aşık olduğumuzda sevgiliyi idealize ederiz.

Aşık olduğumuzda, uyarım düşünsel beynimiz olan kortekste değil duyguların merkezi olan limbik sistemde gerçekleşir.

Aşk, bir bütünlük arayışıdır.

Aşık kişi sevgilinin hatalarını görür, ancak bu hatalar onu rahatsız etmez, onlar da sevebilecek bir yan bulur. Bu hatalar sevgiliyi kendine özgü kılar.

Genellikle benzer algılara sahip kişiler birbirlerine daha çekici gelir. Yaş, öğrenim düzeyi, din ve ırk en çok benzerlik gösteren ve ilişkiyi en çok etkileyen özelliklerdendir. Araştırmalar, fiziksel benzerlik, tutumların benzerliği, kişilik benzerliğinin de aşık olmada etkili olduğunu göstermektedir.

Sosyal Kaygı Nedir? Neden Olur ve Nasıl Ele Alınabilir?

6 yıl önce · · 0 yorum

Sosyal Kaygı Nedir? Neden Olur ve Nasıl Ele Alınabilir?

Topluluk önünde bir konuşma yaparken aniden söyleyeceklerinizi unuttuğunuz, kendinize güveninizi kaybettiğiniz ya da herkesin size baktığını düşündüğünüz oldu mu?

Sosyal yaşamınızda ya da iş yaşamınızın herhangi bir anında kendinizi yetersiz hissettiğiniz ve sanki çevrenizdeki insanlar sizin ne kadar kaygılı olduğunuzu fark ediyormuş gibi düşündüğünüz oldu mu?

Sosyal kaygı yalnızca topluluk önünde konuşmayla ilgili değildir. Yeni insanlarla tanışmak, bir toplantıda söz almak, kalabalık bir ortamda yemek yemek, fikirlerini ifade etmek, birşeye itiraz etmek ya da dikkatlerin üzerinde olduğunu hissetmek de bazı kişiler için yoğun kaygı yaratabilir.

Birçok kişi bu kaygıyla baş etmek için kaygılandığı durumlardan uzak durmaya çalışır. Konuşmamayı, geri planda kalmayı, toplantıda söz almamayı ya da kendisini göstereceği durumlardan kaçınmayı tercih edebilir. Bu durum kısa süre için rahatlatıcı olabilir. Ancak zamanla kişinin yapmak istediği şeyleri yapmasını, ilişkilerini ve iş yaşamını kısıtlamaya başlayabilir.

Sosyal Kaygının Altında Ne Olabilir?

Yakın İlişkiler ve Bağlanma

6 yıl önce · · 0 yorum

Yakın İlişkiler ve Bağlanma

Bağlanma

Bağlanma kuramına göre yakın ve romantik ilişkiler üzerindeki en derin etkiler erken çocukluk deneyimleridir.

Yetişkin yakın ilişkileri, erken çocukluk döneminde oluşan bağlanma modelini temel alır.

Bu model, kişinin sevilmeye layık olup olmadığı, başkalarının sevgi ve desteğine güvenip güvenemeyeceği inançlarını şekillendirir.

Güvenli Bağlanma

Güvenli bağlanan kişiler yakınlıktan, bağlanmaktan ve yalnız kalmaktan korkmazlar ya da rahatsız olmazlar. Terk edilmek ve bağlanmak zihinlerini çok fazla meşgul etmez.  İnsanlarla ve romantik ilişkilerde, yakınlaşmak ve bağlanmak onlar için kolaydır. Özgüvenleri yüksektir, insanlara güvenirler.

Bağlanma Korkusunun Sonuçları

6 yıl önce · · 1 comment

Bağlanma Korkusunun Sonuçları

Sürekli kendinden, duygulardan kaçmanın ve güven duygusunu hissedememenin en sık ortaya çıkan sonuçları alkol ya da maddeye ya da herhangi bir şeye bağımlılık, psikosomatik hastalıklar, tükenmişlik ve depresyondur. Bağımlılık; kaçma mekanizmasının bir sonucudur. Kişi, kendini uyuşturarak acıyı hissetmemeye çalışır.

Bağlanma Korkusuyla Baş Edebilmek Ne işe Yarar?

Bağlanma korkusuyla baş edebilmek, kişinin, kendi benliğini ve duygularını daha çok fark edebilmesini ve hissedebilmesini sağlar. Kendini, daha dingin, daha dengeli ve paradoksal olarak daha özgür hissedebilmeyi sağlar. Çünkü, kişiler daha az baskı hissederler.  İlişki esnasındaki duygularla baş etmek için harcanan enerji daha farklı yerlere akabilir. Daha kolay karar alabilirler ve kararlarının arkasında daha sağlam bir şekilde durabilirler. Romantik ilişkilerde kendilerini daha rahat hissederler ve daha istikrarlıdırlar.

Bağlanma Korkusunun Nedenleri

6 yıl önce · · 0 yorum

Bağlanma Korkusunun Nedenleri

Yetişkinliğimizde bağlanabilen kişiler olup olmamamız erken çocuk yaşantılarımızla ilgilidir; çoğunlukla da annemizle yaşadığımız ilişkiye ve yaşantılara bağlıdır. Beynimiz, bağlanma modelini nasıl kaydettiyse yetişkin yaşamımızda kurduğumuz yakın ilişkilerimizi de beynimizde kayıtlı bu örüntülere göre yaşarız. Bağlanma bizim için sıcaklık, güven ve korunma anlamına mı geliyor; yoksa yalnızlığı, terk edilmeyi, özgürlük kaybını ve kaygıyı mı çağrıştırıyor? Bu örüntü çoğunlukla yaşamın ilk 2-3 yılında oluşur ve sözsüz döneme denk gelir. Dil öncesi dönem olduğu için bu yaşantıları hatırlayamayız, ancak bu örüntüler bilinçdışımızdan ilişkilerimizi ve yaşantılarımızı yönetirler. O dönemin anıları zihnimizde olmasa da duygularımızda ve bedenimizde kayıtlıdır.

error: İçerik Korunuyor!