Hata: İletişim formu bulunamadı.

Schedule a Visit

Nulla vehicula fermentum nulla, a lobortis nisl vestibulum vel. Phasellus eget velit at.

Call us:
1-800-123-4567

Send an email:
monica.wayne@example.com

Polyvagal Teori Nedir?

6 yıl önce · · 0 yorum

Polyvagal Teori Nedir?

Polyvagal Teori, vagus siniri ve otonom sinir sisteminin beden, duygular ve sosyal ilişkilerle bağlantısını açıklamaya çalışan bir teoridir. Teori 1994 yılında Dr. Stephen Porges tarafından geliştirilmiştir.

Polyvagal Teori; evrimsel biyoloji ve nörolojiye dayanan açıklamalar üzerinden bedensel tepkilerimizle çevremizdeki insanlardan aldığımız sosyal sinyaller arasında bağlantılar bulunduğunu ileri sürmektedir. İç organlarımızdan gelen sinyaller ile etrafımızdaki insanların sesleri ve yüz ifadeleri arasında bağlantı bulunmaktadır. Nazik bir yüz ya da yatıştırıcı bir ses tonu hissettiklerimizi değiştirebilir. Hayatımızdaki önemli insanlar tarafından görüldüğümüzü ve duyulduğumuzu hissetmek sakinleşmemize ve kendimizi daha güvende hissetmemize yardımcı olabilir; reddedilmek ise öfke, kaygı ya da geri çekilme gibi farklı tepkileri harekete geçirebilir.

Polyvagal Teoriye göre, kendimizi güvende hissetmediğimiz durumlarda otonom sinir sistemimizin farklı savunma tepkileri devreye girer. Tehlike ya da tehdit hissettiğimiz zaman kaçma-savaşma ya da donakalma gibi tepkiler verebiliriz. Bu tehdit; deprem, saldırı, salgın gibi gözle görülür, somut bir tehlike olabileceği gibi eleştirilme, terk edilme ya da reddedilme ihtimali gibi psikolojik olarak tehdit edici algıladığımız bir durum da olabilir. Bu tepkiler büyük ölçüde otonom sinir sistemiyle ilişkili ve istemsiz biçimde ortaya çıkan süreçlerdir.

Zorlayıcı ve travmatik yaşantılar sonrasında bazı kişilerde tehditlere karşı verilen tepkiler daha kolay ya da daha yoğun biçimde ortaya çıkabilir ya da tamamen tepkisizlik oluşabilir. Sistem ya sürekli olarak alarm halinde olup sempatik sinir sistemi aktivasyonu olabilir ya da hareketsiz bir şekilde teslim olma modunda kalır ve hareket edebilecekken de edemez hale gelebilir. Yani, bazı kişiler kendilerini sürekli tetikte, gergin ya da kaçmaya hazır hissederken bazı kişilerde hareketsizlik, geri çekilme, uyuşma ya da çevreden kopmuş gibi hissetme görülebilir.

Polyvagal Teoriye Göre Otonom Sinir Sistemi

Polyvagal Teori, otonom sinir sisteminin tehdit ve güvenlik karşısındaki tepkilerini evrimsel bir çerçevede açıklamaktadır. Teori, savunma tepkilerini sosyal ilişki kurma, kaç-savaş mekanizması ve hareketsizlik yani donakalma gibi farklı durumlar üzerinden ele alır.

Polyvagal Teoriye göre sinir sistemimizde ilk gelişen sistem Parasempatik Sistemimiz; o da sindirim sistemidir. İlkel canlılarda hayatta kalmak için sadece sindirim sisteminin olması yeterlidir. Parasempatik Sistem, en ilkel canlılardan en gelişmiş canlılara kadar tüm canlılarda mevcuttur. Bir tehdit ya da tehlike algılandığında en ilkel savunma mekanizmasını da bu sistemle veririz. Teslim olma hali, hareketsizlik yani donakalmak. Tehlike anında tüm kan organlarda toplanır ve teslim olma haline geçilir.

İkinci gelişen sistem ise otonom sinir sisteminin bir sonraki gelişimi olan sempatik sinir sistemidir. Tehdit ya da tehlike algılandığında kaç ya da savaş mekanizmasıdır. Ya korkarak kaçarız ya da öfkeyle saldırırız.

Gelişmiş canlılar olan bizlerin bir hayatta kalma stratejisi daha vardır; o da sosyalizasyon, sosyal iletişimde olma hali. Güvende hissettiğimiz yakın ilişkiler bize güvende olduğumuz mesajını verir. Sosyal olarak iletişim halindeyken kendimizi güvende hissettiğimizde huzur içinde, organize ve üretken oluruz. Kalp ve sindirim sistemimiz iyi çalışır.

Basit canlılar bir tehlike anında sadece hareketsiz kalarak hayatta kalmaya çalışırlar. Biz gelişmiş bir canlı olduğumuz için sinir sistemimiz bu üç sistemden birini seçer ve farklı tepkiler verebiliriz. Tehlike hissettiğimizde ya tehditle savaşırız, ya tehditten kaçarız ya da hareketsiz kalırız. Hatırlatmak isterim ki bu tepkiler bilinçli olarak yürütülmez, tehlike olarak algılanan duruma göre otonom sinir sistemimiz tarafından otomatik olarak seçilir.

Sürüngenler tehlike anında hareketsiz kalırlar. Biz de ne kadar gelişmiş bir canlı olsak da en ilkel beyin olan sürüngen beyine de sahibiz ve tehlike anındaki seçeneklerimizden biri de hareketsiz kalmak yani donakalmaktır. Polyvagal Teoriye göre, tüm bu mekanizmalar organizmanın hayatta kalmasına yöneliktir.

Gelişmiş canlılar olarak, tehdit algıladığımızda ilk olarak başkalarından yardım isteriz. Güvendiğimiz birinin yanımızda olması, ses tonu, yüz ifadesi ya da bizimle kurduğu ilişki kendimizi daha güvende hissetmemize yardım eder. Yardım alamayacağımız bir durumdaysak ya da yardım çağrımıza kimse kulak vermezse; tehlikenin büyüklüğüne ve tehlikeyi algılayışımıza göre tepki veririz. Tehlike kaçabileceğimiz ya da savaşabileceğimiz bir durumsa limbik sistem devreye girerek sempatik sinir sistemimiz aktive olur ve savaş ya da kaç moduna geçeriz. Teoriye göre; kaygı durumlarında sempatik sinir sisteminin fazla aktif olduğunu söyleyebiliriz. Tehlike, bizim savaşamayacağımız ya da kaçamayacağımız bir boyutta ise ya da öyle değerlendirmişsek  kendimizi kapatarak tepki veririz, yani donakalırız. Bazen, sistem teslim olup donakalmayı seçerek; hayatta kalmayı ya da daha az acı çekmeyi sağlayabilir. Böyle durumlarda organizma tamamen kendini kapatır. Bu durumu sürüngen beynimiz ortaya çıkarır. Teoriye göre, depresif durum da bir teslim olma hali olarak yorumlanır.

Bu süreç otonom sinir sitemimiz tarafından otomatik olarak yürütülür. Bilinçli olarak yürüttüğümüz bir süreç değildir. Hareketsizlik ve teslim olma hali; prefrontal korteksi (düşünsel beyin-önbeyin) kullanarak bilinçli bir şekilde seçtiğimiz bir durum değildir. Beden otomatik bir şekilde tepki verir. Hareketsizlik yani donakalma hali; evrimsel olarak memeli hayvanların ölü hayvanlarla ilgilenmemesine dayanır. Tüm hayvanlarda tehlike çok büyükse hareketsizlik, donakalma refleksi görülür. Ölü taklidi olarak da geçer. Sistem en ilkel olana gider ve hareketsiz kalırsam belki hayatta kalabilirime dayanır. Travmatik deneyim yaşamış kişilerde sürüngen beyin devreye girebilir ve hareketsizlik hali ortaya çıkabilir. Kişi kendisi ve etrafıyla bağını kaybedebilir, uzaklaşabilir.

Travma yaşayan insanlarda genelde bu iki sistemden biri aktif durumdadır. Kimilerinde sempatik sinir sistemi aktiftir ve sistem sürekli alarm halindedir. Bu kişilerde herhangi bir tehdite karşı verilen tepkiler daha kolay ve daha yoğun şekilde ortaya çıkabilir. Bu kişiler kendilerini sürekli tetikte, gergin ya da kaçmaya hazır hissederler. Kimilerinde ise parasempatik sinir sistemi aktiftir ve bu kişiler teslim modunda, tepkisiz ve hissizler olabilirler. Hareket edebilecekken de edemez hale gelebilir. Geri çekilme, uyuşma ya da çevreden kopmuş gibi hissetme görülebilir. Bu şekilde acı deneyimlenmez. Dalgınlık ve algıda yavaşlama görülebilir.

Sempatik sinir sistemi çok aktif durumdaysa, yani kişi savaş ya da kaç modunda ise; sürekli bir şekilde öfkeli, gergin, kaygılı ya da korkulu olabilir. Sıkıntı, odaklanamama, uyku sorunu ve bedensel gerginlik görülebilir.

Parasempatik sinir sistemi çok aktif durumdaysa yani kişi teslim modunda ise; tepkisiz, hissiz olabilir. Depresif durum, enerjisizlik, yorgunluk görülebilir.

Hareketsizlik ya da donakalma tepkisi özellikle kişinin kaçamayacağını veya mücadele edemeyeceğini algıladığı yoğun tehdit durumlarında görülen savunma tepkilerinden biridir. Kişi böyle durumlarda hareket etmekte, konuşmakta ya da çevresine tepki vermekte zorlanabilir. Bazı kişilerde çevreden uzaklaşmış ya da kendisinden kopmuş gibi hissetme de görülebilir. Bu tepkiler kişiden kişiye değişir ve tek başına belirli bir durumun göstergesi olarak değerlendirilmemelidir.

Sempatik ve Parasempatik Sinir Sistemiyle İlişkili Tepkiler

Sempatik sinir sistemi, organizmanın tehdit ve stres karşısında harekete hazırlanmasında rol oynar. Kalp hızının artması, kasların gerilmesi, terleme ve dikkatin olası tehlikeye yönelmesi gibi değişiklikler görülebilir. Uzun süreli stres ve otonom sinir sistemi etkinliği; uyku, dikkat, bedensel gerginlik ve kişinin genel olarak kendisini nasıl hissettiğini etkiler.

Parasempatik sinir sistemi ise dinlenme, sindirim ve enerji korunması gibi birçok bedensel işlevde rol oynar. Polyvagal Teori, yukarıda bahsedilen hareketsizleşme tepkilerinin de bu sistemlerle ilişkili olduğunu ileri sürmektedir.

Erken dönem yaşantılarımız, sinir sistemimizi, stresle baş etme ve duygu düzenleme becerilerimizi etkiler. Ancak beynimiz ve sinir sistemimiz yaşam boyunca deneyimlerden etkilenmeye ve yeni deneyimlerle değişmeye devam eder. Yeni deneyimlerle sinir sisteminde değişikliklerin meydana gelebileceği nöroplastisite kavramıyla açıklanmaktadır.

Güvenli ilişkiler, yeni deneyimler ve kişinin kendisini ve tepkilerini daha iyi anlaması bu değişim sürecinin parçaları olabilir.

Polyvagal Teori Bize Ne Anlatıyor?

Polyvagal Teorinin psikoloji alanında ilgi görmesinin nedenlerinden biri, yaşadığımız bazı tepkilere yalnızca düşüncelerimiz üzerinden değil, bedenimiz ve ilişkilerimiz üzerinden de bakmamıza imkan veren bir çerçeve sunmasıdır.

Polyvagal Teori aynı zamanda, bazen ne yapmamız gerektiğini bildiğimiz halde bedenimizin neden başka türlü tepki verdiğini anlamamıza yardımcı olabilecek kuramsal çerçevelerden biridir. Güvende hissetmediğimizde neden gerildiğimizi, kaygılandığımızda neden kaçmak istediğimizi ya da bazı durumlarda neden donup hiçbir şey yapamaz hale geldiğimizi farklı bir yerden anlamamıza yardımcı olabilir.

Bazen yaşadığımız bir olayın ardından Neden böyle tepki verdim?”, Neden kendimi savunamadım?”, Neden oradan uzaklaşamadım?” ya da Neden hiçbir şey yapamadım?” diyerek kendimizi suçlayabiliriz. Oysa savaşma, kaçma ya da donakalma gibi tepkilerin bilinçli olarak verdiğimiz kararlar olmadığını bilmek, yaşadıklarımıza başka bir gözle bakabilmemizi sağlayabilir. Özellikle donakalma tepkisini anlamak, o anda neden harekete geçemediğimizi yalnızca güçsüzlük ya da yetersizlik olarak değerlendirmek yerine, bedenimizin tehdit karşısında verdiği istemsiz tepkilerden biri olarak görebilmemizi sağlayabilir.

Bu açıdan Polyvagal Teori bize yalnızca sinir sistemini anlatan bir teori değil, kendi tepkilerimizi daha iyi anlamamıza yardımcı olabilecek bir bakış açısı da sunar. Kendi tepkilerimizi anlamak, yaşadıklarımız karşısında kendimizi suçlamak yerine kendimize daha anlayışlı yaklaşmamıza da yardımcı olabilir.

 

***Bu içerik Polyvagal Teori ve otonom sinir sistemi hakkında genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Burada yer alan bilgiler kişiye özel değerlendirme, tanı veya tedavi önerisi niteliğinde değildir. Ruhsal veya bedensel belirtilerin birçok farklı nedeni olabilir. Değerlendirme, tanı veya tıbbi tedavi gerektiren durumlarda ilgili hekime başvurulmalıdır.

Kaynaklar

Porges, Stephen W. (2001). The Polyvagal Theory: Phylogenetic Substrates of a Social Nervous System.

Porges, Stephen W. (2011). The Polyvagal Theory: Neurophysiological Foundations of Emotions, Attachment, Communication, and Self-Regulation. W. W. Norton & Company.

Bessel A. van der Kolk (2018). Beden Kayıt Tutar.

Grossman ve ark. (2026). Why the Polyvagal Theory Is Untenable: An International Expert Evaluation of the Polyvagal Theory.

Porges, S. W. (2026). When a Critique Becomes Untenable: A Scholarly Response to Grossman et al.s Evaluation of Polyvagal Theory.

Bağlanma Korkusu

6 yıl önce · · 2 yorum

Bağlanma Korkusu

Bağlanma korkusu olanlar, bilinçdışında gerçek yakınlaşmanın asla mümkün olamayacağına inanırlar. Bir ilişkiye başlarken her zaman ilişkinin devam etmeme riski ya da terkedilme (kaybetme) riski olabilir. Bağlanma korkusu olmayanlar için bu durum göze alınabilir ve atlatılabilecek bir durumdur. Ancak, bağlanma korkusu olan kişiler için bu durumlar büyük ve baş edemeyecekleri bir tehdit gibi algılanır. Bu bir varoluş meselesidir. Terk edilmek, bilinçdışında ölmekle eşdeğerdir. Bu nedenle, bu kişiler kendilerini güvende hissetmek için çok yakınlaşmadan ve bağlanmadan ilişki yürütürler.

Salgın Psikolojisi

6 yıl önce · · 2 yorum

Salgın Psikolojisi

Zor zamanlardan geçiyor ve olağandışı bir durum yaşıyoruz. Bu duruma kollektif travma adını veriyoruz. Bu kollektif travmanın en temel duyguları ise kaygı ve çaresizlik duygularıdır. Bu duygular en az virüsün kendisi kadar bulaşıcı ve içeride sistemimizi tetikliyor. Ayrıca, bu travmayla beraber pek çok kişinin eski travmaları da tetiklendi.

Salgının yaşattığı kaygı ve çaresizlik duygularına tepki verme şeklimiz ise kişiden kişiye farklılık gösteriyor. Hepimiz, bu süreçte otonom sinir sistemimiz tarafından yönetilen kaçma savaşma ya da donma tepkilerinden birini gösteriyoruz. Bu sistemimiz tarafından otomatik olarak belirleniyor.

Kayıp, Yas Süreci ve EMDR III

6 yıl önce · · 0 yorum

Kayıp, Yas Süreci ve EMDR III

Kayıp ile ilgili Yanlış İnanışlar

Yas zamanla azalır.

Herkes aynı şekilde yas tutar.

Yas bir yıl içinde kaybolur.

Tutulan yasın yoğunluğu ve süresi ölen kişiye olan sevgi ifadesidir.

Ölen kişinin ardından sağlıklı olabilmek için o kişiyi kafandan atman lazım.

Eğer günün 24 saati üzgün değilsen bu onu sevmediğinin kanıtıdır.

Eğer bu kadar yıl sonra hala onun için bazen ağlıyorsan bu süreci atlatamamışsın demektir.

Sevdiğin kişiyle hala bir iletişimin varsa delirmişsin demektir.

Kayıp Yaşandığında EMDR Almak Süreci Nasıl Değiştirir?

Kayıp ve Yas Süreci ve EMDR II

6 yıl önce · · 0 yorum

Kayıp ve Yas Süreci ve EMDR II

Ölen Kişiyle Bağları Sürdürmek

Sevdiği kişiyi kaybeden insanlar, ölen sevdikleriyle aralarındaki bağı sürdürürler. Araştırmalar; ölen kişiyle var olan ilişkinin içselleştirilmesinin, yas tutan kişinin, ölüm kaynaklı kalıcı ayrılığı tolere etmesine izin verdiğini ortaya koymaktadır. Tıpkı, küçük bir çocuğun bağlanma figürüyle (temel bakım veren kişi, çoğunlukla anne) kurduğu güvenli ilişkiyi içselleştirerek bu kişiden ayrı kalabilmeyi tolere edebilmesi gibi. Kayıp sonrasında uygulanan EMDR işte tam da bu içselleştirmeyi yapmaktadır.

Kayıp ve Yas Süreci

6 yıl önce · · 0 yorum

Kayıp ve Yas Süreci

Kayıp ve Yas Süreci

Bir sevdiğimizi ya da yakınımızı kaybettiğimizde, kaybın ardından yoğun keder hissederiz ve yas süreci başlar. Yas tutan kişinin kayıpla ve kaybın sebep olduğu yoksunlukla ilişkili üzüntü, depresyon ve suçluluk gibi duyguları olur. Kaybın gerçek olmamasına yönelik arzular oluşur. Zihin sürekli ölen kişiyle meşguldür.

Yas nedir?

Yas tutma; bir kayıp yaşandıktan sonra kişinin yeniden hayattaki yönünü belirlemesini destekleyen, kayba alışmak ya da uyum sağlamakla ilgili bir adaptasyon çabasıdır. Sadece sevilen kişinin değil sevilen kişiyle ilişkili her şeyin kaybına uyum sağlama çabasıdır.

Kayıp sonrasında; bağlanma stili dönüşüm geçirir. Hayattayken sevme halinden, yokluktaki sevme haline dönüşme durumu oluşur. Sevilen kişinin içsel temsiline uyum sağlama durumu, EMDR Terapisi ile Yası çalışmanın merkezini oluşturmaktadır.

Brainspotting nedir? Ne işe yarar?

6 yıl önce · · 0 yorum

Brainspotting nedir? Ne işe yarar?

Beynimiz ve bedenimiz sürekli bir etkileşim içindedir. Sinir sistemi, bedenimizin içinden ve dış çevreden gelen çok sayıda bilgiyi aynı anda işler; buna göre zihnimiz, duygularımız, bedensel tepkilerimiz ve davranışlarımız şekillenir.

Brainspotting bu beyin-beden bağlantısını merkeze alan bir yöntemdir. Yaklaşımda, zorlayıcı bir yaşantı ya da duygu üzerinde durulurken kişinin bakış yönüyle içsel deneyimi arasında bir ilişki olabileceği düşünülür. Belirli göz pozisyonları üzerinden duygu ve bedensel duyumlara odaklanılır.

Brainspotting, 2003 yılında  David Grand,PhD. tarafından geliştirilmiştir. Grand, EMDR uygulamaları sırasında bazı göz pozisyonlarının danışanların yaşadığı duygusal ve bedensel deneyimlerle bağlantılı olabileceğini gözlemlemiş ve bu gözlemler zaman içerisinde Brainspotting yaklaşımını geliştirmesine zemin hazırlamıştır.

Yöntemin temelinde sıklıkla kullanılan Where you look affects how you feel”, yani Nereye baktığınız nasıl hissettiğinizi etkiler” düşüncesi yer alır. Peki bir göz pozisyonunun duygularımızla nasıl bir ilgisi olabilir?

Brainspotting nedir? Nasıl uygulanır?

6 yıl önce · · 0 yorum

Brainspotting nedir? Nasıl uygulanır?

Brainspotting Hakkında

Hayatta ve dengede kalabilmemiz için beynimiz, her gün 24 saat boyunca bedenimizdeki her bir hücreyi, organı ve sistemi gözlemleyerek düzenler. Bunu mümkün hale getiren, beynimizdeki milyarlarca sinir hücresi ve bu sinir hücreleri arasındaki sonsuz bağlantıdır. Brainspottingin, dengesi bozulmuş (ilkel hayatta kalma modlarında donup kalmış olan) alanları (sistemleri) saptayıp işlemlemek ve serbest bırakmak amacıyla beyin-beden bağlantısına erişerek yeniden düzenleme yaptığı öne sürülmektedir.

EMDR’nin Acı Anılar Üzerindeki Etkisi Nedir?

6 yıl önce · · 0 yorum

EMDR’nin Acı Anılar Üzerindeki Etkisi Nedir?

EMDR; Eye Movement Desensitization and Reprocessing kelimelerinin baş harflerinin kısaltmasıdır. Türkçede Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme anlamına gelir.

EMDR; özellikle travmatik ve örseleyici yaşam deneyimleriyle çalışmada kullanılan yapılandırılmış bir psikoterapi yaklaşımıdır. Uygulama sırasında göz hareketleri, işitsel ya da dokunsal uyaranlar gibi çift yönlü uyarımlardan yararlanılır.

EMDR’nin nasıl etki gösterdiğini açıklamaya yönelik farklı bilimsel modeller bulunmaktadır. Etki mekanizmasıyla ilgili araştırmalar günümüzde de devam etmektedir.

EMDR’nin amacı geçmişi silmek değil, geçmişte kalan bir yaşantının bugün üzerindeki etkisini çalışmaktır.

EMDR’nin belki de en çok yanlış anlaşılan taraflarından biri budur.

EMDR anı silme yöntemi değildir.

Geçmişte yaşadığımız bir olay hayat hikayemizin bir parçasıdır. Ama bir olayın hatırlanıyor olmasıyla, o olayı her hatırladığımızda aynı yoğun duyguyu yeniden yaşamak aynı şey değildir. Travmatik veya örseleyici yaşantılarla çalışırken amaç kişinin geçmişini unutması değildir. Üzerinde çalışılan yaşantıyla ilişkili düşünceler, duygular ve bedensel tepkiler ele alınır. Bazen kişinin geçmişiyle ilgili perspektifinde değişiklikler olabilir. Daha önce fark etmediği bağlantıları fark edebilir, olayın kendisi veya kendisiyle ilgili farklı bir bakış açısı geliştirebilir. Olayla ilgili duygu yükü azalabilir ve olayın anlamı değişebilir.

error: İçerik Korunuyor!