Hata: İletişim formu bulunamadı.

Schedule a Visit

Nulla vehicula fermentum nulla, a lobortis nisl vestibulum vel. Phasellus eget velit at.

Call us:
1-800-123-4567

Send an email:
monica.wayne@example.com

Bedenimiz Bize Neler Anlatıyor?

6 yıl önce · · 0 yorum

Bedenimiz Bize Neler Anlatıyor?

Bir ağrınız, acınız ya da fiziksel bir rahatsızlığınız olduğunda ilk olarak doğal biçimde bedensel bir neden ararsınız. Ve olması gereken de budur. Yeni başlayan, tekrarlayan ya da nedeni bilinmeyen fiziksel belirtilerin öncelikle tıbbi olarak değerlendirilmesi önemlidir.

Ancak bedenimizle ruhsal yaşantımız birbirinden tamamen bağımsız değildir. Bazen yoğun stres altında olduğumuz dönemlerde bedenimizdeki bazı değişiklikleri daha fazla fark ederiz. Başımız ağrır, kaslarımız gerilir, uykumuz değişir, midemizde bir sıkışma hissederiz. Bazen de zaten var olan bedensel bir yakınmanın stresli dönemlerde arttığını fark ederiz.

Peki bedenimizde olanlarla hayatımızda olanlar arasında bazen bir ilişki olabilir mi?

Hayatımızın bazı dönemleri diğerlerinden daha zorlayıcıdır. Ergenlik, evlenme, çocuk sahibi olma, yeni bir işe başlama, sevdiğimiz birini kaybetme, işimizi kaybetme, boşanma ya da yaşamımızdaki başka önemli değişiklikler yalnızca zihinsel olarak değil, bedensel olarak da bizi etkileyebilir. Çünkü stres yalnızca düşündüğümüz bir şey değildir; aynı zamanda bedenimizin de içinde olduğu bir süreçtir.

Takıntılı Düşünceler Zihnimizi Neden Meşgul Ediyor Olabilir?

6 yıl önce · · 0 yorum

Takıntılı Düşünceler Zihnimizi Neden Meşgul Ediyor Olabilir?

Aklımıza bazen şöyle düşünceler gelir: Ya kapıyı kilitlemediysem?”, Ya yanlış bir şey söylediysem?”, Ya birine zarar verirsem?”, Ya kötü bir şey olursa?” gibi… Aslında istenmeyen, tuhaf ya da rahatsız edici düşüncelerin zaman zaman zihne gelmesi oldukça yaygındır. Peki bazı düşünceler gelip geçerken neden bazıları zihnimizde takılıp kalır?

Elbette bir konuyu uzun süre düşünmek her zaman takıntılı bir düşünce anlamına gelmez. Bazen bir sorunu çözmek, bir karar vermek ya da yaşadığımız bir şeyi anlamlandırmak için aynı konu üzerinde tekrar tekrar düşünebiliriz. Burada sözünü ettiğim ise bundan biraz farklı: Kişinin istemediği halde tekrar tekrar zihnine gelen, rahatsızlık yaratan ve bir sonuca ulaşmaktan çok kişiyi aynı düşüncenin etrafında dönüp durmaya iten düşünceler…

Fobi Nedir? Korku ve Fobi Arasındaki Fark Nedir?

6 yıl önce · · 0 yorum

Fobi Nedir? Korku ve Fobi Arasındaki Fark Nedir?

Korku yaşamımız için gerekli ve işlevsel bir duygudur. Bizi tehlikelerden korur ve gerektiğinde uzaklaşmamızı sağlar. Ancak bazen ortada gerçek bir tehlike olmadığı halde belirli bir nesne ya da durum karşısında oldukça yoğun bir korku yaşayabiliriz.

Fobi; belirli bir nesne ya da durum karşısında ortaya çıkan yoğun korku ve bu korkuyla ilişkili kaçınma davranışlarıyla tanımlanabilir. Kişi çoğu zaman korkusunun içinde bulunduğu durumla orantılı olmadığını bilir. Buna rağmen korktuğu nesne ya da durumla karşılaştığında hissettiği korkuya engel olmakta zorlanabilir.

Örneğin köpeklerden korkan biri, karşısında hırlayan ve kendisine doğru yaklaşan bir köpek olduğunda korkabilir. Buradaki korku, gerçek bir tehlikeye karşı verilen anlaşılır bir tepkidir. Ancak sahibinin yanında tasmasıyla yürüyen küçük bir köpeği uzaktan görmek bile kişide yoğun bir korku yaratıyorsa durum farklıdır. Köpek korkusu olan bazı kişiler için köpeğin kendilerine ulaşamayacak kadar uzakta olması bile yeterince korkutucu olabilir. Aynı durum kedi korkusu, uçak korkusu, asansör korkusu ya da başka korkular için de geçerli olabilir.

Korku ile Fobi Arasındaki Fark Nedir?

Her korku fobi değildir. Bir şeyden korkuyor olmamız tek başına fobimiz olduğu anlamına gelmez. Burada korkunun ne kadar yoğun olduğu, gerçek tehlikeyle ne kadar orantılı olduğu, kişinin o durumdan ne ölçüde kaçındığı ve günlük yaşamının bundan nasıl etkilendiği önemlidir.

Fobisi olan kişiler korktukları nesne ya da durumla karşılaştıklarında yoğun kaygı yaşayabilirler. Kalp atışında hızlanma, terleme, titreme, nefes alışverişinde değişiklik, baş dönmesi ya da ortamdan hemen uzaklaşma isteği gibi tepkiler ortaya çıkabilir. Bazı kişilerde bu kaygı oldukça yoğun yaşanabilir.

Korkular Günlük Yaşamımızı Nasıl Etkileyebilir?

Korkulan nesne kişinin kolaylıkla kaçınabileceği ve günlük yaşamında pek karşılaşmadığı bir şeyse, bu korku uzun süre yaşamında önemli bir sorun yaratmayabilir. Ancak bazen kaçınmak giderek zorlaşır. Örneğin uçak korkusu olan biri yıllarca uçağa binmeden yaşayabilir. İş ya da başka bir nedenle sık seyahat etmesi gerektiğinde ise uçak korkusu yaşamını belirgin biçimde kısıtlamaya başlayabilir. Uçağa binmemek için uzun saatler araç kullanabilir, bazı seyahatlerden vazgeçebilir ya da daha uçağa binmeden günler önce kaygılanmaya başlayabilir.

Benzer biçimde asansör korkusu olan biri sürekli merdivenleri kullanabilir; kedi veya köpek korkusu olan biri hayvanla karşılaşabileceğini düşündüğü yerlere gitmekten kaçınabilir. Burada önemli sorulardan biri şudur: Korktuğum şeyden kaçınabilmek için hayatımda neleri değiştirmeye başladım?

Kedi Korkusu ve Kedi Fobisi

Kedilerden hoşlanmamakla kedilerden yoğun biçimde korkmak aynı şey değildir. Kedi korkusu yaşayan bazı kişiler bir kedinin bulunduğu ortama girmekte zorlanabilir, kedinin yaklaşmasından endişe duyabilir ya da sokakta bir kedi gördüğünde yolunu değiştirebilir.

Bazen korku yalnızca kediyle karşılaşıldığında değil, karşılaşma ihtimali düşünüldüğünde de ortaya çıkabilir. Kişi gideceği yerde kedi olup olmadığını önceden öğrenmeye çalışabilir veya kedinin bulunabileceğini düşündüğü ortamlardan uzak durabilir.

Uçak Korkusu ve Uçak Fobisi

Uçak korkusu yalnızca Uçak düşecek.” düşüncesinden oluşmayabilir. Bazı kişiler için kontrolün kendisinde olmaması, uçağın içinden istediği zaman çıkamamak, türbülans yaşamak ya da uçuş sırasında kendisine bir şey olacağı düşüncesi korkutucu olabilir.

Uçak korkusu olan biri uzun süre uçmayarak bu korkuyla karşılaşmadan yaşayabilir. Ancak işi, ailesi ya da yaşam koşulları nedeniyle seyahat etmesi gerektiğinde korku yaşamını daha fazla kısıtlamaya başlayabilir. Kişi uçmamak için çok uzun yolları araçla gitmeyi tercih edebilir ya da yapmak istediği bazı seyahatlerden vazgeçebilir.

Mesele yalnızca uçaktan korkmak değil; korkunun kişinin yaşamında ne kadar alan kaplamaya başladığı ve yaşamını ne kadar engellediğidir.

Asansör Korkusu

Asansör korkusunda kişinin korktuğu şey herkeste aynı olmayabilir. Kapalı kalmak, dışarı çıkamamak, asansörün bozulması ya da içerideyken yoğun kaygı yaşamak bazı kişiler için korkutucu olabilir. Asansöre binmemek ve merdivenleri kullanmak kişiyi kısa vadede rahatlatabilir. Ancak bu rahatlama aynı zamanda kaçınma davranışının devam etmesine de katkıda bulunur.

Kaçındıkça Korku Neden Devam Eder?

Fobilerde üzerinde durulan önemli konulardan biri kaçınma davranışıdır. Korktuğumuz bir şeyden uzaklaştığımızda çoğu zaman hemen rahatlarız. Örneğin kedi korkusu olan biri karşıdan bir kedi geldiğini gördüğünde yolunu değiştirirse korkusu azalır. Asansörden korkan biri merdivenleri kullandığında rahatlar. Uçaktan korkan biri seyahatini iptal ettiğinde kaygısı düşer. Bu rahatlama, kaçınmayı bir sonraki sefer için daha güçlü bir seçenek haline getirebilir. Kişi kısa vadede rahatlar ancak korktuğu durumla ilgili farklı bir deneyim yaşama fırsatı da bulamaz. Böylece kaçınma, bazı korkuların devam etmesinde rol oynayan etkenlerden biri haline gelebilir.

Zaman içerisinde kişi yalnızca korktuğu nesneden değil, onunla karşılaşabileceği durumlardan da kaçınmaya başlayabilir. Bu nedenle başlangıçta oldukça sınırlı olan bir korku bazen kişinin yaşamında giderek daha fazla yer kaplayabilir.

Bazı Korkular Neden Bu Kadar Güçlüdür?

Korku ve kaygı aslında yararlı duygulardır. Sahip olduğumuz diğer duygular gibi onların da bir işlevi vardır. Korku, olası bir tehlikeye karşı dikkatimizi yöneltmemize ve kendimizi korumamıza yardımcı olur. Ancak beynimizin tehlike sistemi her zaman yalnızca gerçekten tehlikeli olan şeylere tepki vermez. Geçmişte yaşadığımız bir deneyim, gözlemlediğimiz bir olay, öğrendiğimiz bilgiler ya da zaman içerisinde oluşan bazı çağrışımlar belirli bir nesnenin veya durumun bizde yoğun korku yaratmasına neden olabilir.

Bu nedenle bazen korkunun neden bu kadar güçlü olduğunu anlamak için yalnızca korktuğumuz nesneye ya da duruma değil, onun bizde neyi çağrıştırdığına bakmak gerekebilir. Çünkü korktuğumuz şeyin bizim için anlamı önemlidir. Bir nesne ya da durum bizim için çaresiz kalmak, kontrolü kaybetmek, kontrolün bizde olmaması, güvende hissedememek ya da bir şey olduğunda baş edememek gibi anlamlar taşıyabilir. Bu nedenle, nesnenin gerçekte ne kadar tehlikeli olduğundan bağımsız olarak, bizim için ne anlama geldiği korkunun neden bu kadar güçlü yaşandığını anlamamıza yardımcı olabilir.

***Bu içerik korku ve fobi hakkında genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Burada yer alan bilgiler kişiye özel değerlendirme, psikiyatrik tanı veya tıbbi tedavi önerisi niteliğinde değildir. Psikiyatrik değerlendirme, tanı veya tıbbi tedavi gerektiren durumlarda psikiyatri uzmanına başvurulmalıdır.

Kaygı Neden Sürekli En Kötü Senaryoyu Düşündürür?

6 yıl önce · · 0 yorum

Kaygı Neden Sürekli En Kötü Senaryoyu Düşündürür?

Kaygının da diğer duygular gibi bir işlevi vardır. Gerçek bir tehlikeyle karşılaştığımızda bizi uyarır, harekete geçmemizi ve gerekli önlemleri almamızı sağlar. Bu anlamda kaygı hayatımız için gerekli bir duygudur. Ancak ortada gerçek bir tehlike olmadığı halde zihnimiz sürekli olabilecek kötü şeyleri düşünüyorsa ne olur?

Telefonla aradığımız çocuğumuz telefonu açmadığında, toplantıda yöneticimiz bizimle konuşmak istediğini söylediğinde ya da bedenimizde daha önce fark etmediğimiz bir şey hissettiğimizde zihnimiz bir anda en kötü ihtimallere gidebilir. Aslında henüz hiçbir şey olmamıştır ama zihnimiz çoktan olabileceklerin peşinden gitmeye başlamıştır. Kaygıyı zorlaştıran şeylerden biri de budur.

Aşk ve Aşk Acısı

6 yıl önce · · 0 yorum

Aşk ve Aşk Acısı

Aşk, psikodinamik perspektiften erken çocukluk dönemindeki anneyle olan birlikteliğin yeniden yaşantılanmasıdır.  Jung’a göre aşk, kişinin ideal benliğini aşık olduğu kişiye yansıtmasıdır. Aşık olduğumuzda sevgiliyi idealize ederiz.

Aşık olduğumuzda, uyarım düşünsel beynimiz olan kortekste değil duyguların merkezi olan limbik sistemde gerçekleşir.

Aşk, bir bütünlük arayışıdır.

Aşık kişi sevgilinin hatalarını görür, ancak bu hatalar onu rahatsız etmez, onlar da sevebilecek bir yan bulur. Bu hatalar sevgiliyi kendine özgü kılar.

Genellikle benzer algılara sahip kişiler birbirlerine daha çekici gelir. Yaş, öğrenim düzeyi, din ve ırk en çok benzerlik gösteren ve ilişkiyi en çok etkileyen özelliklerdendir. Araştırmalar, fiziksel benzerlik, tutumların benzerliği, kişilik benzerliğinin de aşık olmada etkili olduğunu göstermektedir.

Sosyal Kaygı Nedir? Neden Olur ve Nasıl Ele Alınabilir?

6 yıl önce · · 0 yorum

Sosyal Kaygı Nedir? Neden Olur ve Nasıl Ele Alınabilir?

Topluluk önünde bir konuşma yaparken aniden söyleyeceklerinizi unuttuğunuz, kendinize güveninizi kaybettiğiniz ya da herkesin size baktığını düşündüğünüz oldu mu?

Sosyal yaşamınızda ya da iş yaşamınızın herhangi bir anında kendinizi yetersiz hissettiğiniz ve sanki çevrenizdeki insanlar sizin ne kadar kaygılı olduğunuzu fark ediyormuş gibi düşündüğünüz oldu mu?

Sosyal kaygı yalnızca topluluk önünde konuşmayla ilgili değildir. Yeni insanlarla tanışmak, bir toplantıda söz almak, kalabalık bir ortamda yemek yemek, fikirlerini ifade etmek, birşeye itiraz etmek ya da dikkatlerin üzerinde olduğunu hissetmek de bazı kişiler için yoğun kaygı yaratabilir.

Birçok kişi bu kaygıyla baş etmek için kaygılandığı durumlardan uzak durmaya çalışır. Konuşmamayı, geri planda kalmayı, toplantıda söz almamayı ya da kendisini göstereceği durumlardan kaçınmayı tercih edebilir. Bu durum kısa süre için rahatlatıcı olabilir. Ancak zamanla kişinin yapmak istediği şeyleri yapmasını, ilişkilerini ve iş yaşamını kısıtlamaya başlayabilir.

Sosyal Kaygının Altında Ne Olabilir?

Yakın İlişkiler ve Bağlanma

6 yıl önce · · 0 yorum

Yakın İlişkiler ve Bağlanma

Bağlanma

Bağlanma kuramına göre yakın ve romantik ilişkiler üzerindeki en derin etkiler erken çocukluk deneyimleridir.

Yetişkin yakın ilişkileri, erken çocukluk döneminde oluşan bağlanma modelini temel alır.

Bu model, kişinin sevilmeye layık olup olmadığı, başkalarının sevgi ve desteğine güvenip güvenemeyeceği inançlarını şekillendirir.

Güvenli Bağlanma

Güvenli bağlanan kişiler yakınlıktan, bağlanmaktan ve yalnız kalmaktan korkmazlar ya da rahatsız olmazlar. Terk edilmek ve bağlanmak zihinlerini çok fazla meşgul etmez.  İnsanlarla ve romantik ilişkilerde, yakınlaşmak ve bağlanmak onlar için kolaydır. Özgüvenleri yüksektir, insanlara güvenirler.

Bağlanma Korkusunun Sonuçları

6 yıl önce · · 1 comment

Bağlanma Korkusunun Sonuçları

Sürekli kendinden, duygulardan kaçmanın ve güven duygusunu hissedememenin en sık ortaya çıkan sonuçları alkol ya da maddeye ya da herhangi bir şeye bağımlılık, psikosomatik hastalıklar, tükenmişlik ve depresyondur. Bağımlılık; kaçma mekanizmasının bir sonucudur. Kişi, kendini uyuşturarak acıyı hissetmemeye çalışır.

Bağlanma Korkusuyla Baş Edebilmek Ne işe Yarar?

Bağlanma korkusuyla baş edebilmek, kişinin, kendi benliğini ve duygularını daha çok fark edebilmesini ve hissedebilmesini sağlar. Kendini, daha dingin, daha dengeli ve paradoksal olarak daha özgür hissedebilmeyi sağlar. Çünkü, kişiler daha az baskı hissederler.  İlişki esnasındaki duygularla baş etmek için harcanan enerji daha farklı yerlere akabilir. Daha kolay karar alabilirler ve kararlarının arkasında daha sağlam bir şekilde durabilirler. Romantik ilişkilerde kendilerini daha rahat hissederler ve daha istikrarlıdırlar.

Bağlanma Korkusunun Nedenleri

6 yıl önce · · 0 yorum

Bağlanma Korkusunun Nedenleri

Yetişkinliğimizde bağlanabilen kişiler olup olmamamız erken çocuk yaşantılarımızla ilgilidir; çoğunlukla da annemizle yaşadığımız ilişkiye ve yaşantılara bağlıdır. Beynimiz, bağlanma modelini nasıl kaydettiyse yetişkin yaşamımızda kurduğumuz yakın ilişkilerimizi de beynimizde kayıtlı bu örüntülere göre yaşarız. Bağlanma bizim için sıcaklık, güven ve korunma anlamına mı geliyor; yoksa yalnızlığı, terk edilmeyi, özgürlük kaybını ve kaygıyı mı çağrıştırıyor? Bu örüntü çoğunlukla yaşamın ilk 2-3 yılında oluşur ve sözsüz döneme denk gelir. Dil öncesi dönem olduğu için bu yaşantıları hatırlayamayız, ancak bu örüntüler bilinçdışımızdan ilişkilerimizi ve yaşantılarımızı yönetirler. O dönemin anıları zihnimizde olmasa da duygularımızda ve bedenimizde kayıtlıdır.

Polyvagal Teori Nedir?

6 yıl önce · · 0 yorum

Polyvagal Teori Nedir?

Polyvagal Teori, vagus siniri ve otonom sinir sisteminin beden, duygular ve sosyal ilişkilerle bağlantısını açıklamaya çalışan bir teoridir. Teori 1994 yılında Dr. Stephen Porges tarafından geliştirilmiştir.

Polyvagal Teori; evrimsel biyoloji ve nörolojiye dayanan açıklamalar üzerinden bedensel tepkilerimizle çevremizdeki insanlardan aldığımız sosyal sinyaller arasında bağlantılar bulunduğunu ileri sürmektedir. İç organlarımızdan gelen sinyaller ile etrafımızdaki insanların sesleri ve yüz ifadeleri arasında bağlantı bulunmaktadır. Nazik bir yüz ya da yatıştırıcı bir ses tonu hissettiklerimizi değiştirebilir. Hayatımızdaki önemli insanlar tarafından görüldüğümüzü ve duyulduğumuzu hissetmek sakinleşmemize ve kendimizi daha güvende hissetmemize yardımcı olabilir; reddedilmek ise öfke, kaygı ya da geri çekilme gibi farklı tepkileri harekete geçirebilir.

Polyvagal Teoriye göre, kendimizi güvende hissetmediğimiz durumlarda otonom sinir sistemimizin farklı savunma tepkileri devreye girer. Tehlike ya da tehdit hissettiğimiz zaman kaçma-savaşma ya da donakalma gibi tepkiler verebiliriz. Bu tehdit; deprem, saldırı, salgın gibi gözle görülür, somut bir tehlike olabileceği gibi eleştirilme, terk edilme ya da reddedilme ihtimali gibi psikolojik olarak tehdit edici algıladığımız bir durum da olabilir. Bu tepkiler büyük ölçüde otonom sinir sistemiyle ilişkili ve istemsiz biçimde ortaya çıkan süreçlerdir.

Zorlayıcı ve travmatik yaşantılar sonrasında bazı kişilerde tehditlere karşı verilen tepkiler daha kolay ya da daha yoğun biçimde ortaya çıkabilir ya da tamamen tepkisizlik oluşabilir. Sistem ya sürekli olarak alarm halinde olup sempatik sinir sistemi aktivasyonu olabilir ya da hareketsiz bir şekilde teslim olma modunda kalır ve hareket edebilecekken de edemez hale gelebilir. Yani, bazı kişiler kendilerini sürekli tetikte, gergin ya da kaçmaya hazır hissederken bazı kişilerde hareketsizlik, geri çekilme, uyuşma ya da çevreden kopmuş gibi hissetme görülebilir.

Polyvagal Teoriye Göre Otonom Sinir Sistemi

Polyvagal Teori, otonom sinir sisteminin tehdit ve güvenlik karşısındaki tepkilerini evrimsel bir çerçevede açıklamaktadır. Teori, savunma tepkilerini sosyal ilişki kurma, kaç-savaş mekanizması ve hareketsizlik yani donakalma gibi farklı durumlar üzerinden ele alır.

Polyvagal Teoriye göre sinir sistemimizde ilk gelişen sistem Parasempatik Sistemimiz; o da sindirim sistemidir. İlkel canlılarda hayatta kalmak için sadece sindirim sisteminin olması yeterlidir. Parasempatik Sistem, en ilkel canlılardan en gelişmiş canlılara kadar tüm canlılarda mevcuttur. Bir tehdit ya da tehlike algılandığında en ilkel savunma mekanizmasını da bu sistemle veririz. Teslim olma hali, hareketsizlik yani donakalmak. Tehlike anında tüm kan organlarda toplanır ve teslim olma haline geçilir.

İkinci gelişen sistem ise otonom sinir sisteminin bir sonraki gelişimi olan sempatik sinir sistemidir. Tehdit ya da tehlike algılandığında kaç ya da savaş mekanizmasıdır. Ya korkarak kaçarız ya da öfkeyle saldırırız.

Gelişmiş canlılar olan bizlerin bir hayatta kalma stratejisi daha vardır; o da sosyalizasyon, sosyal iletişimde olma hali. Güvende hissettiğimiz yakın ilişkiler bize güvende olduğumuz mesajını verir. Sosyal olarak iletişim halindeyken kendimizi güvende hissettiğimizde huzur içinde, organize ve üretken oluruz. Kalp ve sindirim sistemimiz iyi çalışır.

Basit canlılar bir tehlike anında sadece hareketsiz kalarak hayatta kalmaya çalışırlar. Biz gelişmiş bir canlı olduğumuz için sinir sistemimiz bu üç sistemden birini seçer ve farklı tepkiler verebiliriz. Tehlike hissettiğimizde ya tehditle savaşırız, ya tehditten kaçarız ya da hareketsiz kalırız. Hatırlatmak isterim ki bu tepkiler bilinçli olarak yürütülmez, tehlike olarak algılanan duruma göre otonom sinir sistemimiz tarafından otomatik olarak seçilir.

Sürüngenler tehlike anında hareketsiz kalırlar. Biz de ne kadar gelişmiş bir canlı olsak da en ilkel beyin olan sürüngen beyine de sahibiz ve tehlike anındaki seçeneklerimizden biri de hareketsiz kalmak yani donakalmaktır. Polyvagal Teoriye göre, tüm bu mekanizmalar organizmanın hayatta kalmasına yöneliktir.

Gelişmiş canlılar olarak, tehdit algıladığımızda ilk olarak başkalarından yardım isteriz. Güvendiğimiz birinin yanımızda olması, ses tonu, yüz ifadesi ya da bizimle kurduğu ilişki kendimizi daha güvende hissetmemize yardım eder. Yardım alamayacağımız bir durumdaysak ya da yardım çağrımıza kimse kulak vermezse; tehlikenin büyüklüğüne ve tehlikeyi algılayışımıza göre tepki veririz. Tehlike kaçabileceğimiz ya da savaşabileceğimiz bir durumsa limbik sistem devreye girerek sempatik sinir sistemimiz aktive olur ve savaş ya da kaç moduna geçeriz. Teoriye göre; kaygı durumlarında sempatik sinir sisteminin fazla aktif olduğunu söyleyebiliriz. Tehlike, bizim savaşamayacağımız ya da kaçamayacağımız bir boyutta ise ya da öyle değerlendirmişsek  kendimizi kapatarak tepki veririz, yani donakalırız. Bazen, sistem teslim olup donakalmayı seçerek; hayatta kalmayı ya da daha az acı çekmeyi sağlayabilir. Böyle durumlarda organizma tamamen kendini kapatır. Bu durumu sürüngen beynimiz ortaya çıkarır. Teoriye göre, depresif durum da bir teslim olma hali olarak yorumlanır.

Bu süreç otonom sinir sitemimiz tarafından otomatik olarak yürütülür. Bilinçli olarak yürüttüğümüz bir süreç değildir. Hareketsizlik ve teslim olma hali; prefrontal korteksi (düşünsel beyin-önbeyin) kullanarak bilinçli bir şekilde seçtiğimiz bir durum değildir. Beden otomatik bir şekilde tepki verir. Hareketsizlik yani donakalma hali; evrimsel olarak memeli hayvanların ölü hayvanlarla ilgilenmemesine dayanır. Tüm hayvanlarda tehlike çok büyükse hareketsizlik, donakalma refleksi görülür. Ölü taklidi olarak da geçer. Sistem en ilkel olana gider ve hareketsiz kalırsam belki hayatta kalabilirime dayanır. Travmatik deneyim yaşamış kişilerde sürüngen beyin devreye girebilir ve hareketsizlik hali ortaya çıkabilir. Kişi kendisi ve etrafıyla bağını kaybedebilir, uzaklaşabilir.

Travma yaşayan insanlarda genelde bu iki sistemden biri aktif durumdadır. Kimilerinde sempatik sinir sistemi aktiftir ve sistem sürekli alarm halindedir. Bu kişilerde herhangi bir tehdite karşı verilen tepkiler daha kolay ve daha yoğun şekilde ortaya çıkabilir. Bu kişiler kendilerini sürekli tetikte, gergin ya da kaçmaya hazır hissederler. Kimilerinde ise parasempatik sinir sistemi aktiftir ve bu kişiler teslim modunda, tepkisiz ve hissizler olabilirler. Hareket edebilecekken de edemez hale gelebilir. Geri çekilme, uyuşma ya da çevreden kopmuş gibi hissetme görülebilir. Bu şekilde acı deneyimlenmez. Dalgınlık ve algıda yavaşlama görülebilir.

Sempatik sinir sistemi çok aktif durumdaysa, yani kişi savaş ya da kaç modunda ise; sürekli bir şekilde öfkeli, gergin, kaygılı ya da korkulu olabilir. Sıkıntı, odaklanamama, uyku sorunu ve bedensel gerginlik görülebilir.

Parasempatik sinir sistemi çok aktif durumdaysa yani kişi teslim modunda ise; tepkisiz, hissiz olabilir. Depresif durum, enerjisizlik, yorgunluk görülebilir.

Hareketsizlik ya da donakalma tepkisi özellikle kişinin kaçamayacağını veya mücadele edemeyeceğini algıladığı yoğun tehdit durumlarında görülen savunma tepkilerinden biridir. Kişi böyle durumlarda hareket etmekte, konuşmakta ya da çevresine tepki vermekte zorlanabilir. Bazı kişilerde çevreden uzaklaşmış ya da kendisinden kopmuş gibi hissetme de görülebilir. Bu tepkiler kişiden kişiye değişir ve tek başına belirli bir durumun göstergesi olarak değerlendirilmemelidir.

Sempatik ve Parasempatik Sinir Sistemiyle İlişkili Tepkiler

Sempatik sinir sistemi, organizmanın tehdit ve stres karşısında harekete hazırlanmasında rol oynar. Kalp hızının artması, kasların gerilmesi, terleme ve dikkatin olası tehlikeye yönelmesi gibi değişiklikler görülebilir. Uzun süreli stres ve otonom sinir sistemi etkinliği; uyku, dikkat, bedensel gerginlik ve kişinin genel olarak kendisini nasıl hissettiğini etkiler.

Parasempatik sinir sistemi ise dinlenme, sindirim ve enerji korunması gibi birçok bedensel işlevde rol oynar. Polyvagal Teori, yukarıda bahsedilen hareketsizleşme tepkilerinin de bu sistemlerle ilişkili olduğunu ileri sürmektedir.

Erken dönem yaşantılarımız, sinir sistemimizi, stresle baş etme ve duygu düzenleme becerilerimizi etkiler. Ancak beynimiz ve sinir sistemimiz yaşam boyunca deneyimlerden etkilenmeye ve yeni deneyimlerle değişmeye devam eder. Yeni deneyimlerle sinir sisteminde değişikliklerin meydana gelebileceği nöroplastisite kavramıyla açıklanmaktadır.

Güvenli ilişkiler, yeni deneyimler ve kişinin kendisini ve tepkilerini daha iyi anlaması bu değişim sürecinin parçaları olabilir.

Polyvagal Teori Bize Ne Anlatıyor?

Polyvagal Teorinin psikoloji alanında ilgi görmesinin nedenlerinden biri, yaşadığımız bazı tepkilere yalnızca düşüncelerimiz üzerinden değil, bedenimiz ve ilişkilerimiz üzerinden de bakmamıza imkan veren bir çerçeve sunmasıdır.

Polyvagal Teori aynı zamanda, bazen ne yapmamız gerektiğini bildiğimiz halde bedenimizin neden başka türlü tepki verdiğini anlamamıza yardımcı olabilecek kuramsal çerçevelerden biridir. Güvende hissetmediğimizde neden gerildiğimizi, kaygılandığımızda neden kaçmak istediğimizi ya da bazı durumlarda neden donup hiçbir şey yapamaz hale geldiğimizi farklı bir yerden anlamamıza yardımcı olabilir.

Bazen yaşadığımız bir olayın ardından Neden böyle tepki verdim?”, Neden kendimi savunamadım?”, Neden oradan uzaklaşamadım?” ya da Neden hiçbir şey yapamadım?” diyerek kendimizi suçlayabiliriz. Oysa savaşma, kaçma ya da donakalma gibi tepkilerin bilinçli olarak verdiğimiz kararlar olmadığını bilmek, yaşadıklarımıza başka bir gözle bakabilmemizi sağlayabilir. Özellikle donakalma tepkisini anlamak, o anda neden harekete geçemediğimizi yalnızca güçsüzlük ya da yetersizlik olarak değerlendirmek yerine, bedenimizin tehdit karşısında verdiği istemsiz tepkilerden biri olarak görebilmemizi sağlayabilir.

Bu açıdan Polyvagal Teori bize yalnızca sinir sistemini anlatan bir teori değil, kendi tepkilerimizi daha iyi anlamamıza yardımcı olabilecek bir bakış açısı da sunar. Kendi tepkilerimizi anlamak, yaşadıklarımız karşısında kendimizi suçlamak yerine kendimize daha anlayışlı yaklaşmamıza da yardımcı olabilir.

 

***Bu içerik Polyvagal Teori ve otonom sinir sistemi hakkında genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Burada yer alan bilgiler kişiye özel değerlendirme, tanı veya tedavi önerisi niteliğinde değildir. Ruhsal veya bedensel belirtilerin birçok farklı nedeni olabilir. Değerlendirme, tanı veya tıbbi tedavi gerektiren durumlarda ilgili hekime başvurulmalıdır.

Kaynaklar

Porges, Stephen W. (2001). The Polyvagal Theory: Phylogenetic Substrates of a Social Nervous System.

Porges, Stephen W. (2011). The Polyvagal Theory: Neurophysiological Foundations of Emotions, Attachment, Communication, and Self-Regulation. W. W. Norton & Company.

Bessel A. van der Kolk (2018). Beden Kayıt Tutar.

Grossman ve ark. (2026). Why the Polyvagal Theory Is Untenable: An International Expert Evaluation of the Polyvagal Theory.

Porges, S. W. (2026). When a Critique Becomes Untenable: A Scholarly Response to Grossman et al.s Evaluation of Polyvagal Theory.

error: İçerik Korunuyor!